Belçika ve gurbetçi Türkler

Bu Belçika’da dördüncü bulunuşum, artık az çok günlük hayatı ve insanları anlayabiliyorum, Belçikalı arkadaşlarımla da bol bol konuşma fırsatı buluyorum.

Belçika’da yaptıklarımdan önce bu tatsız konu aradan çıksın istedim. Konu ise öncelikle Türkler olmak üzere burada yaşayan göçmenler…

İlk uzun kaldığım zamanlar 2008 Kasım ve Aralık aylarıydı. Burada ben ve 7-8 Belçikalı arkadaşım takım halinde çalışıyoruz, işte o Kasım ayında Türkiye’den gelip aralarına katıldım, ilk başta eşi Türk bir bayan olan, senelerce Türkiye’de çalışmış olan Belçikalı takım müdürümüz dışında herkes bana karşı oldukça mesafeliydi, o soğukluğu ve uzak duruşu üstümde hissettim ki belirtmek lazım asla ters bir hareketleri olmadı, sevmediklerini, beğenmediklerini dövmek, zulum etmek, baskı kurmak yerine saygı çerçevesinde sessiz kalan çok medeni insan gibi insanlar. Tabi bu durumda oturup böyle devam etmesini bekleyecek değildim, aralarına kaynayıp farklı olmadığımı göstermek zorundaydım, aynı zamanda birlikte çalışabilmemiz de iyi anlaşabilmemizi gerektiriyordu.

Çok kısa sürede benim karakterimin ve davranışlarımın her gün haberlerde yaratılan ortadoğulu imajına hiç benzemediğini, yobaz saçma sapan bir insan olmadığımı gördüler. Artık ben de takımın parçasıydım ve o zamandan beri hepsi ile aram çok iyi, bu gelişimde Geel denen başka bir şehirde sadece 2 kişi çalıştığımız için diğerleriyle çok konuşamıyoruz ama buradaki iş arkadaşımla kafa yapımız tamamen aynı ve onun en azından Türk önyargısını yıktım. Arap ülkeleri önyargısını yıkamadım çünkü o önyargıların en büyüğü bende :) Aslında önyargı demek yanlış, gittim, gördüm, uzun süre kaldım, artık buna yargı diyebiliriz. Dikkat edin Arap ülkeleri dedim, sonra kimse gocunup Arap faşisti ilan etmesin beni, bir önceki yazımı da okuyun önce.

Gelelim burada yaşayan Türklere, benim gördüklerime ve arkadaşlarımın da anlattıklarına dayanarak buradaki Türklerin genelde(sonra kimse bana sen buradaki Türklere hakaret ediyorsun demesin) eğitim seviyesi düşük insanlar oldukları görülüyor, peki eğitim seviyesinin düşük olduğu kalitesiz insanlar oldukları anlamına mı gelir? İstatistik olarak bağlantılıdır ama tabi ki hayır, hatta çok düzgün Türk aileleri var, konuştuğum bir kaç Belçikalı komşularının çok iyi bir Türk aile olduğunu bile söyledi. Diyeceksiniz nedir bu kaliteli insan tanımın? Benim kaliteli insan tanımım ırkı, dini, dili ne olursa olsun saygı gösteren, suç işlemeyen, topluma faydalı olmaya çalışan insanlardır.

Belçika’da yaşayan Türklerin bir kısmı ise bu kaliteli insan tanımının tamamen zıttı ve Türk imajının bozulmasında baş rol oynuyorlar. Diğerlerinin bu duruma müdahele etmesi lazım ama işleri de çok zor, gurbette çocukları olduğunda yani 2. kuşağa geçildiğinde o çocuk çok ciddi bir kimlik bunalımına giriyor, burada genelde daha alt sınıf işlerde çalışan ailesinin, parasızlığın, dışlanmışlığın sonucunda Belçikalı düşmanı oluyor, Türk tarafını daha ön plana çıkarıyor ama bunu da abartı biçimde dışarı çıkarıyor. Türk geleneklerini de İslam kurallarını da abartarak yaşıyor, yobaz dediğim sınıfa giriyor. Heryeri babasının tarlası sanıyor, kimseye zararı olmayan insanlara karışabileceğini düşünmeye başlıyor ki burada çok tehlikeli olmaya başlıyor. Başımdan geçen sadece bir örnek anlatayım çok uzamasın;

Geçenlerde Antwerp’in en işlek caddesi Meir’de gezerken öpüşen bir genç çift gördüm, sonra da iki tane Türk gencini(nasıl Türk olduklarını anladın demeyin, bahsettiğim aşırı dışa vurum var, çok belli ediyorlar kendilerini) olay mahaline gidip bizim magandaların yaptığı gibi “pşş birader aile yeri burası” şeklinde rahatsız ettiklerini gördüm ve imajımızın asla düzelemeyeceğini daha da bozulacağını acı bir şekilde anladım. Bu olaydan bir hafta sonra trende bir Türk ile denk geldim, bu olayı anlattım, onun da bana açıklaması “Bazen yanımızda gençlerimiz, kardeşlerimiz oluyor, geleneklerimize ters, ahlak bozucu hareketler olduğunu belli etmek için müdahele etmek zorunda kalabiliyoruz” şeklinde olunca nutkum tutuldu, bunların tam olarak yaptıkları dağdan gelip bağdakini kovmak, nasıl bu hakkı kendilerinde buluyorlar tez konusu olabilir birilerine, ekmeğini yiyorsun, adamlar sana kapısını açmış, istemiyorsan kafana göre bir maganda ülkesine yerleş ya da insanlara saygılı olmayı öğren…

Diğer bir konu da Türklerin sosyal hayata, topluma ayak uydurmak yerine kendi mahallelerine yerleşmeleri, ve bir önceki paragraftaki Türkler yüzünden mahallelerini Arap ülkelerine benzetmeleri. Bu adamlar sadece gurbetçi Türklerin değil bütün Türkiye’nin imajını yokediyorlar.

Aslında çok konu var ama Belçikalı arkadaşlarımın özellikle üstünde durdukları konu, Türklerin kontrolsüz çoğalmaları, çok çocuk yapmaları, nüfuslarının çok artıp toplumu daha çok rahatsız etmeleri, bir kısmının yasal olmayan yollarla çalışmasına rağmen devletten işsizlik maaşı alması, burada Türkler ile birlikte en büyük yabancı grubu oluşturan Faslıların suçluların çoğunu oluşturması, ki özellikle hırsızlık ile toplumun huzurunu kaçırması. Hak vermemek de elde değil, etrafta saçma bir olay, kavga, rahatsızlık gördüğünüz yerde malesef Türkler veya Faslılar çıkıyor karşımıza, ve yukardaki olayların parası Belçikalıların ödediği vergilerden çıkıyor.  Faslılar da aynı Türkler gibi kendi mahallelerinde ve buranın en kötü ve tehlikeli mahallesi olarak görülüyor.

Faslıların en son icraatı ise ezan okunmasını talep etmeleri ve Türkler de arka çıkmışlar tabi plana. Önceleri sadece minaresiz mescitler varmış, sonra minareler yapılmış, şimdi Faslıların önde gelenlerinden bir tanesi madem her yerde haçlar, çanlar var, inançların eşitliği açısından ezan da okunmalı diye dava açmış. Bunlar hep Belçikalıları kaygılandırıyor. “Bundan 20 yıl sonra bu hızla çoğalırlarsa hem ekonomimiz batar hem de müslüman çoğunluk bir ülke oluruz” diyorlar, ve müslüman toplumlar onların da bildiği gibi üzülerek söylüyorum ama hoşgörüden en uzak toplumlar, herkesin kendileri gibi olmasını bekliyorlar, başka inançta normal olan, sıkıntı yaratmayan bir şey mesela kadının mini etek giymesi, erkeklerin küpe takması gibi konular “Çoluğumuzun çocuğumuzun ahlakı bozulur” diyerek engellenmeye çalışılmıyor mu? Hangimiz diyebilir Türkiye’de mahalle baskısı yok diye? Ne zaman öğreneceğiz kendi inancımızın sınırlarının başka inançlar olduğunu? Toplamda 4 aydır Belçika’dayım ve kimsenin kimseye tipinden veya hareketlerinden dolayı karıştığını ne gördüm ne de 30 senedir burada yaşayan arkadaşlarımdan duydum. İnsanlar özgür ve mutlu, bunu sonucunda da daha verimli, üretken, sorgulayan, çağdaş bir kafa yapısına sahipler, teknolojik ve ekonomik gelişmenin müslüman ülkeler yerine burada olması çok normal.

İnançlara karışılmaması için de o inancın neye inanırsa inansın veya inanmasın, suç içermemesi ve suça yönlendirmemesi yeterlidir.

Şimdi bütün bunlardan sonra bir an için kendinizi Belçikalı yerine koyun, huzurlu, suç oranı düşük, özgür, saygılı bir toplumda yaşıyorsunuz, ve yukarıda yazılanlar ve çok daha fazlasıyla karşılaşıyorsunuz, üstüne ekonominiz ve inancınız da tehlike altında hissediyorsunuz, siz ne kadar Türkleri ve Faslıları isterdiniz? Son seçimlerde sağ partiler neden Türk karşıtlığı ile oyları topladı, değişik bir bakışla Türk karşıtlığının oy toplamak için bu kadar cazip hale gelmesi sadece Avrupalıların sürekli okullarda anlatılan tarihsel Türk düşmanlığından mı yoksa bizim yaptıklarımızdan mı? Tarihi Türk düşmanlığıysa neden son zamanlarda patlama oldu bu görüşte?

Sözün özü bizim Avrupa Birliği gerçekleşmeyecek bir hayaldir, AB zaman zaman politik amaçlı bize hristiyan kardeşliği gibi hatta yobaz medya tarafından yeni bir haçlı seferi yapmaya hazır bekler gibi anlatılır ama gerçeği insan hakları ve özgürlük kardeşliğidir ve dünya üzerinde yobazlıktan en uzak kalan en güzel yerdir. Dünyanın geri kalanı ve Amerika gibi yobazlaşmamasının sebebi bu özgürlükler ve eğitim ve insana verilen değerdir, diğer ülkeler vatandaşlarını özellikle cahil bırakıp kolay yönlendirilebilen birer piyon haline getirirken, Avrupa bunu yapmaz. Atatürk’te o yüzden yüzümüzü batıya dönmemiz gerektiğini söylemiştir.

Gelen bir yorum üstüne

Bugün bir arkadaştan gelen yorumlar üstüne bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum, yorumları okuyunca ilk kafamda oluşan şey insanların blogumu okuduktan sonra kafalarında benle ilgili böyle bir düşünce oluşmasına ne kadar içerlediğimdi, düşüncelerimi net bir şekilde yazmaya karar verdim;

Madem bu kadar kötülüyorum o zaman Suudi Arabistan’a neden gittim?

Şirketim bana orada ihtiyaç duydu, şirketimin ve kendi menfaatlerimin doğrultusunda gittim, toplamda 6 ay kaldım. Eğer bana sorulursa dünya üzerinde nerelere gitmek istemezsin diye, ilk cevabım Afrika, ortadoğu, Hindistan ve Çin olurdu zaten. Ortadoğuda da Bahreyn ve Katar’ı gördüm, tam uygarlaşamasa da Suudi Arabistan’dan daha yaşanabilir yerler. Suudi Arabistan ise tamamen insanlık dışı bir rejim ile yönetilen bir ülke. Oraya gidip para kazanmış olmam orayı kötülememem gerektiği anlamına gelmiyor.

Arkadaş “Bizi buraya hapseden Türkiye’dir” demiş.

Sonuna kadar katılıyorum, teknoloji geliştirmeyen, eğitim sistemini düzeltmeyen, üretimi teşvik etmeyen, girişimciliği körelten, dolayısıyla işsizliğe sebep olan Türkiye’dir, Türk insanının kafa yapısıdır. Çoğu kimsenin Suudi Arabistan’daki imkanları Türkiye’de bulup da Suudi Arabistan’da yaşamaya devam edeceğini sanmıyorum.

Araplardan nefret mi ediyorum?

Hayır, ben bir insanı ırkı ile yargılamanın yanlış olduğuna inanıyorum, ben Arap’ları yönetenlerden, yönetim biçimlerimden, yobaz kafalardan nefret ediyorum. Eminim bir çok Arap şeriat ile yönetilmekten mutlu değildir, onlar için de üzülüyorum, özellikle de kadınlara çok üzülüyorum.

Bkz: http://www.selimoklay.com/2008/04/09/seriat-ulkesinde-kadin-olmak/

Şeriat ile ilgili ne düşünüyorum?

Suudi Arabistan zaten açık bir şekilde insan haklarını ihlal ediyor şeriat uygulaması ile. Tek bir örnek bile yeterli bence, bir kadın saçı gözükür şekilde dolaştığı için kırbaçlanıyor ya da din değiştiren öldürülüyor, şeriat acilen insan haklarına saygılı her milletin organize olarak yok etmesi gereken bir sistemdir. Şeriat denen sistemin çiğnediği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi maddelerine bakalım;

Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.

Madde 2- Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.

Madde 3 -Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

Madde 5- Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.

Madde 6- Herkesin, her nerede olursa olsun, hukuksal kişiliğinin tanınması hakkı vardır.

Böyle olmayacak, tekrardan okudum da neredeyse 30 maddenin hepsini çiğniyor şeriat düzeni, bence bütün sorunun başlangıcı şu maddeden kaynaklanıyor;

Madde 18- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.

Kısaca benim düşüncelerim bunlar, kimse Arap düşmanı olduğumu düşünmesin, ben daha çok cahil bırakılan, uyutulan, bütün insan hakları elinden alınan, insanlık dışı bir sisteme maruz kalan Araplar için üzülüyorum.

ÖNEMLİ NOT:

Sonradan dikkat ettim, eğer bir insan kendine şeriat kuralları uygulamak istiyorsa, mesela “zina yaptım kendimi öldürmeliyim” diyorsa bence bu da kendi özgürlüğüdür ve engellenmemeli, önemli olan başkalarına zararı olan “sen zina yaptın, seni öldürmeliyim” mantığına olayın sıçramamasıdır. Bir adam şeriata inanıyorsa sıkıntı yok, ama en başta ailesi olmak üzere bu inancı kimseye dayatamaz, o kurallar ile başkasının özgürlüğünü kısıtlayamaz. Zaten sürekli hoşgörü, kardeşlik dini olarak lanse edilen İslam ile bu şeriat bence başta birbirine çok tezat gözüküyor ama konunun uzmanı olmadığım için çok konuşmam doğru olmaz. Ben müslüman bir insanın müslüman olsun olmasın iyi bir insanla hiç bir sorun yaşamamasını, onu dışlamamasını, saygı duymasını beklerdim en azından, gelinen bu noktalar çok acı, çok üzücü…

Katar

Hep “uzun süredir yazamadım” diyorum, biliyorum, ama gerçekten işler öyle bir tempoya giriyorki, vakit olmadığından değil de kafa hep işte olduğu için yazmıyorum, odaklanamıyorum. Üç hafta önce iki haftalığına Katar’a gittim, geçen hafta döndüm, ilk etapta yazabileceklerim;

Katar, gelişmişlik açısından Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında kalmış küçük bir ülke. Şeriat yabancılara yok, yerlisine ise daha yumuşatılarak uygulanıyor söylenenlere göre. Gene Arap ülkeleri klasiği olarak ortalıkta pek Arap görmüyorsunuz çoğunluk Filipinliler ve Hintlilerde sanki. Tabi ki çalışan herkes de bu insanlardan oluşuyor…

Bunun yanında çok fazla petrol ve doğalgaz kaynakları var, gelirleri çok fazla. Herkesin anlattığına göre amaçları yeni bir Dubai olmak, bütün ülke inşaat halinde, yollar, binalar, altyapı…

Büyük ihtimal yakın zamanda kısa bir ziyaretim daha olacak, detayları paylaşacağım.

Türk Berber

Suudi Arabistan’da iki sene önce Mısır’lı dükkan komşusu ile tartışıp, Mısır’lının kendisini “dini değerlere hakaret etti” diyerek ihbar etmesinden sonra idam cezasına çarptırılan Türk berber Sabri Boğday iki sene sonunda serbest kalıp 3 gün önce Türkiye’ye döndü sonunda.

Buradan çıkaracağımız sonuç,  Suudi Arabistan’a mecburiyet dışında gitmememiz gerektiğidir :) Artı Suudi Arabistan yaklaşık olarak Türkiye’den 3 kat ucuz, kazanılan paralarında Türkiye’de alım gücü üçte bir azalacağı için çok bir değeri yok. Yani maddi olarak pek birşey katmayacak bir ülkeye gidip, şeriat kurallarıyla yasaklar içinde yaşayıp, üstüne bir de Arap halk ile sürekli muhattap olduğunuz için risk faktörünün de arttığını hesaplarsak, kol gücü veya esnaf dükkanı açmak için Arabistan’a gitmek tamamen anlamsız, hayatınızın zindan olması bir Arap’ın kuracağı bikaç cümleye bakar.

Zaten Araplar orada çalışan kol gücüne hala köle muamelesi yapıyor, kendilerini işverenden çok sahip sanıyorlar, berber, bakkal gibi işler bir derece yapılabilir olsa bile kesinlikle inşaat işçisi gibi kol gücü işlerine gitmemenizi tavsiye ederim, onlara yapılan muameleyi gören bir kişi olarak benden uyarması, dinlemeyen keşke dinleseydim der.

Çok önemli ikinci bir nokta ise 2008′de tutuklanıp iki ay sonra serbest bırakılan ikinci Türk berber Ersin Taze konusudur. Belki haberimiz olmayan başka olaylar da vardır, dikkatli olmak uzak durmak lazım. Aşağıdaki linkte Ersin Taze’nin Türkiye’ye döndükten sonra yaptığı ropörtajı bulabilirsiniz;

http://vidomido.superonline.com/video/2008/06/05/4306.html

Yurtdışındaki Görevlerimiz

Önceki yazıdan yola çıkarak başlamak istiyorum, Türkiye’de yayınlanan gazeteleri okurken, dikkat ettiyseniz hergün Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile ilgili insanlık dışı bir haber var bir önceki yazımda olduğu gibi. Toplamda iki aydır Belçika’dayım ve buradaki insanları az çok tanıma şansı buluyorum.

İnanın Ortadoğu ile ilgili haberleri bizden iyi takip ediyorlar, Avrupa basını sürekli Ortadoğu ile ilgili haberler  yapıyor.  Tabi ki bu haberleri izleyen insanlarda da ister istemez Ortadoğu insanına mesafeli bakmaya başlıyor, bir kısmı düşmanlaşıyor. Kim bu düşmanlaşan insanlara haksız diyebilir önceki yazımdaki gibi sapıkça haberleri her gün gördükten sonra?

Türkiye’de de izlenimimizi bozucu haberler oluyor fakat “Kadınlara salatalık satılması yasaklandı”, “Din değiştirene idam” gibi insanlıkdışı Arap gündemi gibi değiliz. Avrupalıya göre fark etmiyor, ha Türk, ha Arap, hatta aynı olduğumuzu sanıyorlar. Dilimde tüy bitti burada “Ben Arap değilim, Türkiye Arap ülkesi değildir, biz medya yüzünden yanlış anlaşılıyoruz, Türkiye demokratik ve laiktir, böyle şeyler söz konusu olamaz, Arapların yaptıkları kabul edilemez” diye diye. Fotoğraflarla ispatlıyorum Türkiye’deki yaşantımızı, develerle ulaşımımızı sağlamadığımızı :)

Belki yukardaki cümleyi kurarak bir kişinin gözünde izlenimimizi kurtarıyorum ama onun çevresi, onların çevreleri derken Türkiye’nin olması gereken modern tanıtımında ufak da olsa bir katkım oluyor. Herkes üstüne düşen görevi yaparsa Türkiye dünya basınında ve insanların gözünde çağdaş medeniyet seviyesine çıkacaktır. Türkiye’nin TV reklamlarını(yatırım ve turizm) görmek ile birebir modern bir Türk insanına şahit olmak emin olun Avrupalı için farklı şeyler.

Düzgün tanıtımın meyvelerini ileride politik ve ticari ilişkiler olarak toplayacağımızdan eminim, lütfen yurtdışına giden arkadaşlar bu konuda duyarlı olalım!

Suudi Arabistan Evlilik Uzmanı

Yorum yapmadan Vatan gazetesinin haberini koyuyorum, Suudi Arabistan’a benzemek isteyenler okusun, tekrar bir düşünsün;

1 Yaşındaki kızla da evlenilir!

Suudi evlilik yöneticisinin verdiği fetva insanın kanını donduracak cinsten 

Suudi evlilik uzmanı Dr. Ahmad Al-Mub’i kendi görüşlerine referans olarak da Hz. Muhammed’in hayatını örnek gösterdi. Vahhabi imam, Hz. Muhammed’in Hz. Ayşe ile 6 yaşında evlendiğini, 9 yaşında cinsel ilişkiye girdiğini savundu. İmamın bu sözleri karşısında programı sunan sunucu bile şaşkınlığını saklayamadı.

1 YAŞINDAKİ KIZLA DA EVLİLİK YAPILABİLİR

Suudi evlilik yöneticisi Dr. Ahmad Al-Mub’i'nin insanın kanını donduran fetvaları şöyle:

“Evlilik iki şeyden ibarettir: İlki aralarında kontrat olması. Bu evliliğin ilk şartıdır. İkincisi ise karınızla seks yapmanızdır. Evliliğe girmek için minimum bir yaş yoktur. Bir yaşındaki bir kızla bile evliliğe girebilirsin. 7-8-9 yaşındaki kızlardan bahsemetmeye bile gerek yok. Bu bir rıza anlaşmasıdır. Veli genelde baba olmalıdır. Çünkü baba kararı zorunludur. Böylelikle kız, kadın olmuş olur.

Ama kız seks için hazır mıdır, ilk seferinde ilişkiye girmenin doğru yaşı nedir?
Bu çevre ve geleneklere bağlı olmak üzere değişir.

Yemen’deki kızlar 9-10-11 yada 13 yaşında evlenirken diğer ülkelerde 16 olabilmektedir. Bazı ülkerde kızların 18 yaşına gelmeden ilişkiye girmeleri kanunla yasaklanmıştır.”

“HZ. MUHAMMED BİZİM MODELİMİZ”

Suudi yetkili insan aklının kabul etmesi mümkün olmayan bu tezlerini sıralarken, bir de çekinmeden Hz. Muhammed’i referans gösteriyor.

“Hz. Muhammed izlediğimiz bir modeldir. Hz. Ayşe’yi 6 yaşında kadını olarak aldı. Fakat 9 yaşında iken onunla ilişkiye girdi. Hz. Muhammed’i modelimiz olarak görüyoruz.”

İLGİNÇ GEREKÇE

Suudi imam Dr. Ahmad Al-Mub’i, bu görüşlerini ise ilginç bir gerekçe ile açıklıyor. Al Mub’i “Eğer veli baba ise ve uygun bir ortamda evlenilmişse bu evlilik geçerlidir. İnsanlar kendilerini çeşitli koşullar altında bulabilmektedir. Örnek olarak; 2-3 hatta 4 kızı olan-ki hiç karısı olmasın- ve bir yolculuğa çıkmak zorunda kalsın. Kızını böyle bir durumda evlendirse iyi değil mi? Onu koruyacak ve destekleyecek ve uygun bir yaşa geldiğinde onunla ilişkiye girecek. Bütün erkeklerin azılı kurtlar olduğunu kim söylüyor?” diyerek, sözlerine kendince mantıklı bir açıklama da getiriyor.

VAHHABİLİK NEDİR?

Vahhabilik ismi Suudi Arabistanın Necd bölgesinde doğmuş olan Muhammed Bin Abdilvahhap’tan gelmektedir. Kendisi döneminde birçok insanın sufilikten dönmesine ve ilk müslüman nesli olan sahabe ve ilk imamların akidesine girmesine sebep olmuştur. Kendi döneminde birçok insanın hayatında değişiklikler yapmış olan bu alim Suudi Arabistanın kurulmasında da önemli rol oynamıştır. Bugün ehli sunnet çizgisinde gidenler Muhammed bin Abdilvahhabın “kavaidul erbaa”, “el-usulussalase” gibi birçok eserini ve tarihteki ünlü selefi alimi İbn Teymiyye’yi okurlar. Vahhabilik özellikle Suudi Arabistan’da yaygındır. Vahhabilik, ölülerini mezara defnetmemeleri ve kutsal mekanları yıkmaları gibi konular nedeniyle İslam dünyası içinde sürekli tartışılan bir konudur.

Yazamıyorum bir türlü

Bakıyorum da 27 Eylül’den beri yazmamışım, hosting firmamı değiştirdiğimden beri google page rank, toplam trafik ve arama motorlarında çok gerilere düştü blogum. Bu durumu düzeltmek için önümüzdeki haftadan itibaren tekrar bu arada yaptığım ziyaretler(Belçika, Hollanda ve Fransa) ile ilgili anılarımı paylaşmaya devam edeceğim.

Geçen yazıda da belirttiğim gibi 10 gün Belçika-Hollanda seferinden sonra 16 Kasım’da tekrar Belçika’ya geldim. 19 Aralık’a kadar buralardayım, gelecek olanlar sıkı giyinsin hava oldukça soğuk.

Blog trafiğinin azalması değil de hiç tanımadığım insanlardan verdiğim bilgiler için gelen teşekkür mesajları artık gelmemeye başlaması faydalı birşey yapamadığımı düşündürdüğü için biraz hareketlendirmem gerek bu blogu.

Tekrar görüşmek üzere…

Belçika - Antwerpen

21 Eylül’den beri 1 haftalık eğitim için Belçika’dayım, Suudi Arabistan’dan sonra nasıl ilaç gibi geldi anlatamam, yakın zamanda bu konu ile ilgili yazılarım olacak, şu an gündüzleri eğitim, geceleri gezmeler derken yazacak vakit bulamıyorum, önümüzdeki 4 gün için de Amsterdam’da olacağım küçük çaplı bir tatil için. Belçika’da Antwerpen şehrindeyim, asıl yazılarım çalışma iznim çıktıktan sonra gelecek, tekrar Belçika’ya gelip bir kaç ay hem teorik hem de sahada eğitim alacağım, sonra malesef gene Orta Doğu yolları gözüküyor bana :(

Asıl yazılarıma gelmeden kısa bir bilgi vereyim; Belçika çok iyi :) , tam olarak yaşanabilir bir ülke. 6 ay Arap’ların Suudi Arabistan’ında sıkıntılar ve depresyonlardan sonra dünyanın yaşanabilir bir yer olduğunu direk kanıtladı bana :)

Devamı gelecek…

Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü…

Birkaç saat sonra sürekli yaşadığım aksiliklerden birini daha yaşamazsam Suudi Arabistan’dan ayrılıp Bahreyn’e geçeceğim, hemen akşamda Türkiye’ye döneceğim. Bu mutlu anımda kısa bişeyler yazmak geçti içimden, daha birkaç konu daha var yazacağım ama onlarıda artık Türkiye’de yazarım. Mesela geçen polis kontrolünde nasıl ceza yenmez yazımdan hemen sonra ceza yedim hızdan, felaket ters gidiyor işlerim Arabistan’da :)

Neyse artık umarım hepsi sadece gülünüp geçilecek şeyler olarak mazide kalacak, o kadar ters ki herşey resmen kara mizah tadında hatırlayabilirim :)

İşte ben anlatmaya çalıştım ama başlıktaki sözü eden atamız kadar kısa ve öz anlatamadım Arapları, konusu geçen atamız aynı dersleri almış ve benim gibi düşünmüş ki bu güzel sözü söylemiş herhalde :)

Bu yaşadıklarım bana çok büyük ders oldu iyi tarafından bakarsak ve bir konuda daha kesin bakış açımı oluşturabilmenin mutluluğunu yaşıyorum, bundan böyle hayat prensiplerimden biri de bu; Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü…

NOT: Yazdıklarım genellemedir tabiki, ben bütün Araplar hakkında kötü konuşmak istemem, sadece benim gördüğüm bütün Araplar için konuşuyorum :) Türkiye’ye gelip sadece çok kalitesiz insanlarla karşılaşan bir turistte aynen böyle bir yazı yazabiliyor malesef, ama şu an kendisine hak veriyorum, insanların başlarından geçenleri paylaşmaya hakları var.

Beynelmilel Şoför Ehliyetnamesi (kelimesi kelimesine)

Beynelmilel şoför Ehliyetnamesi, nam-ı diğer uluslararası ehliyet yurtdışında olmazsa olmaz. Eğer bir süreliğine yurtdışına gidecekseniz ve araç kullanacaksanız, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’na 2 tane fotoğrafınız ve sürücü ehliyetiniz ile giderseniz Beynelmilel’inizi alabilirsiniz, tam bilmiyorum kaç para olduğunu ama senelik veriliyor, benimkinin geçerliliği dolmak üzere, ordan aklıma geldi bu konu.

Suudi Arabistan’da otobanlarda arada sırada “checkpoint” denen polis kontrol merkezlerinde duraklamak zorunda kalıyorsunuz çoğu zaman polis hiçbir soru sormadan devam et diyor, ama bazen, özellikle de ceza yazacağı zaman :) ehliyet istiyor. Veriyorsununuz uluslararası ehliyeti, tabi başta pek anlamıyor, açıklamaya çalışıyorsunuz, ehliyet-i cihan diye abartılı ifadelerle :) Sonra ehliyetin arapça olan sayfasını açıp okutuyorsunuz, burada size tavsiyem “Türki?(Türk müsün?)” dediğinde “Ayva, Türki, Türki” falan diyip gülümsemeniz, bir de “Mafi kelam Arabik(Arapça bilmiyorum)” desenizde mümkün olduğunca İngilizce ifadenizin içine Arapça kelimeler ekleyin, bu cümledeki mümkün kelimesi de Arapça, Türkçe’de çok fazla Arapça kelime var. Ne kadar kullanırsanız Araplara o kadar sempatik geliyor, “Mafi sürrat, mafi ceza, wallaha günah”falan sallayın bişeyler, iyi oluyor, test edildi, onaylandı :)

Zaten polis de çok anlamadığı bu belge ile pek uğraşmak istemiyor, ne kadar sempatiksen o kadar çabuk gidersin…

TDK(Türk Dil Kurumu) sitesinde Türkçeye Arapçadan girmiş kelimeleri inceleyebilirsiniz…