Selim Oklay
Seyahat, Telekomunikasyon, Internet
Seyahat, Telekomunikasyon, Internet
2 Mar
Değerli arkadaşım Aytaç Zeren benim de yakından ilgili olduğum pazarlama konusunda bilgi birikimini www.pazarilla.com sitesinde paylaşıyor. Marketing ile ilgilenen arkadaşlar için faydalı olacağını düşünüyorum.
Blog okurken sanırım en önemli konular; yazının kendini okutabilmesi, yani akıcı bir dille yazılıp bir solukta okunabilmesi, daha önce benzer konular yazılmış olsa da farklı bir bakış açısıyla bakması, Aytaç’ın hep dediği gibi kopya içerik değil, özgün içerik olması.
Dürüstçe demek istediğim; çoğu zaman kendi yazılarımı gözden geçirirken bile sıkılıyorum, sanıyorum bende olmayan yazma yeteneği Aytaç’ta fazlasıyla var
Yazıları RSSlerime düşer düşmez okuyorum, sıkı takipçisiyim…
Yeni kurduğu Pazarilla Facebook Fan sayfasına da buradan erişebilir ve Aytaç ile daha yakın kontak haline geçebilirsiniz; http://www.facebook.com/pages/wwwpazarillacom/314516223287
İlgili arkadaşlara duyurulur…
26 Şub
Müjdeli bir haberim var ![]()
An itibariyle Facebook’ta fan sayfası açtım, Fan Page widget koydum hemen sağ tarafa, yakında bir kaç yenilik de eklemeyi planlıyorum. Mevcut selimoklay.com grup sayfasına üye olan arkadaşlar artık o gruptan çıkabilirler, çünkü yakında kapatmayı planlıyorum.
Selim Oklay blog fan sayfasına üye olmak için sağ sütunda bulunan “Become a Fan” kutusunu tıklayabilirsiniz. Hepinizi beklerim!
10 Şub
Kaan isimli bir arkadaşımızdan mail aldım geçen hafta. Suudi Arabistan’a gidecekmiş ve kafasına bir kaç konu takılınca google’da aratarak benim blogumu bulmuş, ve tam olarak değinmediğim bir kaç konuda fikir istemiş. Sizin de aklınızda bulunsun, iletişim sayfasına yorum yazmanız veya selimoklay @ selimoklay.com mail adresime mail atmanız durumunda yardımcı olmaya çalışırım. Kaan arkadaşımızın maili üstüne eksik bulduğum konulara burada değinmeye karar verdim.
Öncelikle ben Riyadh, Khobar, Dammam şehirlerinde ve Khureys bölgesinde çalıştım, bahsettiğim bölgeler Suudi Arabistan’ın doğu tarafında yer alıyor, o bölgelere gidecek arkadaşlara daha detaylı yardımcı olabilirim.
Yiyecek içecek meselesi şehirden uzak bir yerde(çöl ortasında) çalışılıyor ise problem olabilir, ben Suudi Arabistan’a ikinci gidişimde Khureys bölgesinde en yakın Riyadh şehrine 200-250km uzakta çalıştığım sıralarda mecbur şantiye bölgesinde kaldım. Sadece bir yemekhane vardı, çalışanlar Hindistanlıydı ve Hint yemekleri yapıyorlardı, daha kokusundan yemekhaneye girilemiyordu. Şöyle tarif edeyim; biz baharatlı tavuk yeriz ya, onlar da tavuklu baharat yiyorlar
Yani kısaca sürekli muz yedim ve ciddi bir beslenme problemi yaşadım.
Büyük bir şehirde veya büyük şehre yakın çalışıyorsanız ki benim ilk Arabistan seyahatim gibi, o zaman bir problem yaşanmaz, fiyatı makul et ve fast food restorantları bulunabiliyor. Orda sorun sadece pislik ve Arapların yemek yeme şekilleri, midenizin kalkmaması için etrafınıza bakınmamanızı ve bir restoranta girmeden önce çatal-bıçak olup olmadığını sormanız ve ona göre girmeniz. Eğer imkanınız varsa benim tavsiyem biraz daha fazla ödemeyi göze alıp düzgün yerlere ve alışveriş merkezlerine gitmeniz.
Bilgisayar ve telefon adaptörlerinizi kontrol edin, eğer üstünde 100-240V 50-60Hz yazıyorsa problem yaşamazsınız benim gibi fakat 200-240V yazıyor ise herhangi bir elektrikçiden 110-220V converter temin edebilirsiniz 15-20TL karşılığında..
Tek problem elektriksel arayüzler bahsettiğim gibi, onları da herhangi bir marketten bulabilirsiniz orda; http://www.selimoklay.com/2008/04/09/elektrik-ve-priz-bilgileri/
Banka konusunda ise para oradaki bir bankaya yatacaksa o bankadan bir ATM kartı çıkartırsınız, bir problem kalmaz, sadece kart çıkana kadar idare etmek için yanınıza dolar alırsınız, orada çevirmek zor değil, Euro biraz daha problem, o yüzden USD tavsiye ederim.
İnternete nasıl bağlanacağım diyorsanız 3G networkleri var, mobil internet kullanıyordum ben de, iki tane operatörleri var STC(http://www.stc.com.sa/cws/portal/en/stc?favouritLang=en) ve Mobily(http://www.mobily.com.sa/wps/portal) olmak üzere. Ben mobily kullanıyordum, aylık tarife anlaşabiliyorsunuz gene Türkiye’deki gibi, fiyatı pahalıydı biraz, kotalı ve kotasız tarifelerini web sitelerinden inceleyebilirsiniz. 3G destekleyen telefonu laptop’a bağlayıp modem olarak veya adaptör alarak 3G internet kullanabilirsiniz ki bence adaptör alın çünkü telefon çok ısınıyor ve saçmalamaya başlıyor bir süre sonra, artı o sırada telefon olarak kullanamıyorsunuz.
Son olarak ise ne kadar kalacağınıza bağlı olarak büyük bir harddisc alıp içine film-dizi-oyun ne varsa doldurmanız. Akşamları ve haftasonları vakit pek geçmiyor. Ayrıca Suudi Arabistan’da elektronik fiyatları oldukça uygun olduğu için wii-playstation gibi bir cihaz da alabilirsiniz.
Suudi Arabistan yolları gözüken arkadaşlar benimle irtibata geçebilirler, şimdiden kolay gelsin onlara.
4 Şub
Belki yeni bir hareketlendirme getirir diyerek blog’un temasını değiştirdim, umarım beğenirsiniz?
18 Ağu
Yılın herhangi bir zamanı Belçika’ya gelmeyi düşünüyorsanız size büyük bir tavsiyem var sıkı durun;
Şemsiyenizi yanınızdan eksik etmeyin!
Aslında yazının ana fikrini verdiğim için burda bitirebilirdim ama biraz açmak lazım konuyu…
Normalde ben hiç bilmediğim bir coğrafyaya giderken ilk başta hava raporu veren siteleri ziyaret edip değişik zaman aralıklarını, yağışı, ortalama sıcaklıkları incelerim. İkinci ve daha önemli olarak eğer gideceğim yerde yaşayan kontak kişiler var ise onları ararım. Artık sizin aramanıza gerek kalmadı, ben burada yazıyorum. Belçika’da havaların genel olarak hoş olmadığını hava raporu sitelerinde görebilirsiniz ama tam olarak orda anlatılmayan ya da anlaşılamayan şey Belçika’da havanın çok hızlı bir şekilde değiştiği.
Mesela sabah güneşli diyelim, öğlen saatlerinde 1 saat deli gibi yağmur yağıp sonra gene günlük güneşlik olabiliyor. Bu konu üstüne yaptığım muhabbetlerde çıkardığım sonuç ise eğer bir gün yağmur yağma ihtimali varsa hava raporu siteleri direk yağmur yazıyorlar. Yani yağmur diye hemen içinizi karartmayın, o yağmur belki de 15 dakika yağıp bitecek, tabi ki aksi de mümkün, bütün gün de yağabiliyor bazen. Yapacağınız en güzel şey katlanıp ceket cebine girebilecek şekildeki şemsiyelerden birini yanınızdan hiç eksik etmeyin.
Belçika’ya farklı zamanlarda dört defa geldiğim ve hala burada bulunduğum için bütün mevsimleri gördüm. Kötüsünden başlayıp iyi bitirelim;
Ocak ve Şubat aylarında, özellikle Ocak ayında Türkiye’de yaşayan birinin adapte olmakta zorlanacağı şekilde soğuktu, bildiğin kanallar dondu! Yağış olunca biraz daha ılık oluyordu ama pek yağış olmadı, tam don(un) ortamı. Ciddiye alın bu uyarıyı kalın giyinin, hatta o mevsimde ne işiniz var burada? Güney yarımküreye falan gidin güzel havaların tadını çıkarın.
Kasım ve Aralık aylarında yağış daha çoktu, sıcaklık bazen çok düşmesine rağmen Ocak ayı gibi değildi, gezmek için güzel havalar değil kısaca, oldukça yağışlı. Bir de bu Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat aylarının ortak noktası güneş ışığını neredeyse hiç görememeniz, yukarda hep karanlık bulutlar… İnsanların bir kısmı güneş ışığını göremediği için D vitamini hapları alıyor.
Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında ise hava gitgide düzeldi, muhtemelen Ağustos sonu gerilemeye başlayacak gene. Hava sıcaklığı Türkiye gibi olmasa da idare ediyor çoğu zaman(Bir kaç tane üşüten gün de olmadı değil). Yine şemsiye diyeceğim çünkü bu 4 ayın günlerinin yarısında az veya çok mutlaka yağmur yağdı günün belli vakitlerinde.
3 Tem
Bu Belçika’da dördüncü bulunuşum, artık az çok günlük hayatı ve insanları anlayabiliyorum, Belçikalı arkadaşlarımla da bol bol konuşma fırsatı buluyorum.
Belçika’da yaptıklarımdan önce bu tatsız konu aradan çıksın istedim. Konu ise öncelikle Türkler olmak üzere burada yaşayan göçmenler…
İlk uzun kaldığım zamanlar 2008 Kasım ve Aralık aylarıydı. Burada ben ve 7-8 Belçikalı arkadaşım takım halinde çalışıyoruz, işte o Kasım ayında Türkiye’den gelip aralarına katıldım, ilk başta eşi Türk bir bayan olan, senelerce Türkiye’de çalışmış olan Belçikalı takım müdürümüz dışında herkes bana karşı oldukça mesafeliydi, o soğukluğu ve uzak duruşu üstümde hissettim ki belirtmek lazım asla ters bir hareketleri olmadı, sevmediklerini, beğenmediklerini dövmek, zulum etmek, baskı kurmak yerine saygı çerçevesinde sessiz kalan çok medeni insan gibi insanlar. Tabi bu durumda oturup böyle devam etmesini bekleyecek değildim, aralarına kaynayıp farklı olmadığımı göstermek zorundaydım, aynı zamanda birlikte çalışabilmemiz de iyi anlaşabilmemizi gerektiriyordu.
Çok kısa sürede benim karakterimin ve davranışlarımın her gün haberlerde yaratılan ortadoğulu imajına hiç benzemediğini, yobaz saçma sapan bir insan olmadığımı gördüler. Artık ben de takımın parçasıydım ve o zamandan beri hepsi ile aram çok iyi, bu gelişimde Geel denen başka bir şehirde sadece 2 kişi çalıştığımız için diğerleriyle çok konuşamıyoruz ama buradaki iş arkadaşımla kafa yapımız tamamen aynı ve onun en azından Türk önyargısını yıktım. Arap ülkeleri önyargısını yıkamadım çünkü o önyargıların en büyüğü bende
Aslında önyargı demek yanlış, gittim, gördüm, uzun süre kaldım, artık buna yargı diyebiliriz. Dikkat edin Arap ülkeleri dedim, sonra kimse gocunup Arap faşisti ilan etmesin beni, bir önceki yazımı da okuyun önce.
Gelelim burada yaşayan Türklere, benim gördüklerime ve arkadaşlarımın da anlattıklarına dayanarak buradaki Türklerin genelde(sonra kimse bana sen buradaki Türklere hakaret ediyorsun demesin) eğitim seviyesi düşük insanlar oldukları görülüyor, peki eğitim seviyesinin düşük olduğu kalitesiz insanlar oldukları anlamına mı gelir? İstatistik olarak bağlantılıdır ama tabi ki hayır, hatta çok düzgün Türk aileleri var, konuştuğum bir kaç Belçikalı komşularının çok iyi bir Türk aile olduğunu bile söyledi. Diyeceksiniz nedir bu kaliteli insan tanımın? Benim kaliteli insan tanımım ırkı, dini, dili ne olursa olsun saygı gösteren, suç işlemeyen, topluma faydalı olmaya çalışan insanlardır.
Belçika’da yaşayan Türklerin bir kısmı ise bu kaliteli insan tanımının tamamen zıttı ve Türk imajının bozulmasında baş rol oynuyorlar. Diğerlerinin bu duruma müdahele etmesi lazım ama işleri de çok zor, gurbette çocukları olduğunda yani 2. kuşağa geçildiğinde o çocuk çok ciddi bir kimlik bunalımına giriyor, burada genelde daha alt sınıf işlerde çalışan ailesinin, parasızlığın, dışlanmışlığın sonucunda Belçikalı düşmanı oluyor, Türk tarafını daha ön plana çıkarıyor ama bunu da abartı biçimde dışarı çıkarıyor. Türk geleneklerini de İslam kurallarını da abartarak yaşıyor, yobaz dediğim sınıfa giriyor. Heryeri babasının tarlası sanıyor, kimseye zararı olmayan insanlara karışabileceğini düşünmeye başlıyor ki burada çok tehlikeli olmaya başlıyor. Başımdan geçen sadece bir örnek anlatayım çok uzamasın;
Geçenlerde Antwerp’in en işlek caddesi Meir’de gezerken öpüşen bir genç çift gördüm, sonra da iki tane Türk gencini(nasıl Türk olduklarını anladın demeyin, bahsettiğim aşırı dışa vurum var, çok belli ediyorlar kendilerini) olay mahaline gidip bizim magandaların yaptığı gibi “pşş birader aile yeri burası” şeklinde rahatsız ettiklerini gördüm ve imajımızın asla düzelemeyeceğini daha da bozulacağını acı bir şekilde anladım. Bu olaydan bir hafta sonra trende bir Türk ile denk geldim, bu olayı anlattım, onun da bana açıklaması “Bazen yanımızda gençlerimiz, kardeşlerimiz oluyor, geleneklerimize ters, ahlak bozucu hareketler olduğunu belli etmek için müdahele etmek zorunda kalabiliyoruz” şeklinde olunca nutkum tutuldu, bunların tam olarak yaptıkları dağdan gelip bağdakini kovmak, nasıl bu hakkı kendilerinde buluyorlar tez konusu olabilir birilerine, ekmeğini yiyorsun, adamlar sana kapısını açmış, istemiyorsan kafana göre bir maganda ülkesine yerleş ya da insanlara saygılı olmayı öğren…
Diğer bir konu da Türklerin sosyal hayata, topluma ayak uydurmak yerine kendi mahallelerine yerleşmeleri, ve bir önceki paragraftaki Türkler yüzünden mahallelerini Arap ülkelerine benzetmeleri. Bu adamlar sadece gurbetçi Türklerin değil bütün Türkiye’nin imajını yokediyorlar.
Aslında çok konu var ama Belçikalı arkadaşlarımın özellikle üstünde durdukları konu, Türklerin kontrolsüz çoğalmaları, çok çocuk yapmaları, nüfuslarının çok artıp toplumu daha çok rahatsız etmeleri, bir kısmının yasal olmayan yollarla çalışmasına rağmen devletten işsizlik maaşı alması, burada Türkler ile birlikte en büyük yabancı grubu oluşturan Faslıların suçluların çoğunu oluşturması, ki özellikle hırsızlık ile toplumun huzurunu kaçırması. Hak vermemek de elde değil, etrafta saçma bir olay, kavga, rahatsızlık gördüğünüz yerde malesef Türkler veya Faslılar çıkıyor karşımıza, ve yukardaki olayların parası Belçikalıların ödediği vergilerden çıkıyor. Faslılar da aynı Türkler gibi kendi mahallelerinde ve buranın en kötü ve tehlikeli mahallesi olarak görülüyor.
Faslıların en son icraatı ise ezan okunmasını talep etmeleri ve Türkler de arka çıkmışlar tabi plana. Önceleri sadece minaresiz mescitler varmış, sonra minareler yapılmış, şimdi Faslıların önde gelenlerinden bir tanesi madem her yerde haçlar, çanlar var, inançların eşitliği açısından ezan da okunmalı diye dava açmış. Bunlar hep Belçikalıları kaygılandırıyor. “Bundan 20 yıl sonra bu hızla çoğalırlarsa hem ekonomimiz batar hem de müslüman çoğunluk bir ülke oluruz” diyorlar, ve müslüman toplumlar onların da bildiği gibi üzülerek söylüyorum ama hoşgörüden en uzak toplumlar, herkesin kendileri gibi olmasını bekliyorlar, başka inançta normal olan, sıkıntı yaratmayan bir şey mesela kadının mini etek giymesi, erkeklerin küpe takması gibi konular “Çoluğumuzun çocuğumuzun ahlakı bozulur” diyerek engellenmeye çalışılmıyor mu? Hangimiz diyebilir Türkiye’de mahalle baskısı yok diye? Ne zaman öğreneceğiz kendi inancımızın sınırlarının başka inançlar olduğunu? Toplamda 4 aydır Belçika’dayım ve kimsenin kimseye tipinden veya hareketlerinden dolayı karıştığını ne gördüm ne de 30 senedir burada yaşayan arkadaşlarımdan duydum. İnsanlar özgür ve mutlu, bunu sonucunda da daha verimli, üretken, sorgulayan, çağdaş bir kafa yapısına sahipler, teknolojik ve ekonomik gelişmenin müslüman ülkeler yerine burada olması çok normal.
İnançlara karışılmaması için de o inancın neye inanırsa inansın veya inanmasın, suç içermemesi ve suça yönlendirmemesi yeterlidir.
Şimdi bütün bunlardan sonra bir an için kendinizi Belçikalı yerine koyun, huzurlu, suç oranı düşük, özgür, saygılı bir toplumda yaşıyorsunuz, ve yukarıda yazılanlar ve çok daha fazlasıyla karşılaşıyorsunuz, üstüne ekonominiz ve inancınız da tehlike altında hissediyorsunuz, siz ne kadar Türkleri ve Faslıları isterdiniz? Son seçimlerde sağ partiler neden Türk karşıtlığı ile oyları topladı, değişik bir bakışla Türk karşıtlığının oy toplamak için bu kadar cazip hale gelmesi sadece Avrupalıların sürekli okullarda anlatılan tarihsel Türk düşmanlığından mı yoksa bizim yaptıklarımızdan mı? Tarihi Türk düşmanlığıysa neden son zamanlarda patlama oldu bu görüşte?
Sözün özü bizim Avrupa Birliği gerçekleşmeyecek bir hayaldir, AB zaman zaman politik amaçlı bize hristiyan kardeşliği gibi hatta yobaz medya tarafından yeni bir haçlı seferi yapmaya hazır bekler gibi anlatılır ama gerçeği insan hakları ve özgürlük kardeşliğidir ve dünya üzerinde yobazlıktan en uzak kalan en güzel yerdir. Dünyanın geri kalanı ve Amerika gibi yobazlaşmamasının sebebi bu özgürlükler ve eğitim ve insana verilen değerdir, diğer ülkeler vatandaşlarını özellikle cahil bırakıp kolay yönlendirilebilen birer piyon haline getirirken, Avrupa bunu yapmaz. Atatürk’te o yüzden yüzümüzü batıya dönmemiz gerektiğini söylemiştir.
7 May
Bugün bir arkadaştan gelen yorumlar üstüne bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum, yorumları okuyunca ilk kafamda oluşan şey insanların blogumu okuduktan sonra kafalarında benle ilgili böyle bir düşünce oluşmasına ne kadar içerlediğimdi, düşüncelerimi net bir şekilde yazmaya karar verdim;
Madem bu kadar kötülüyorum o zaman Suudi Arabistan’a neden gittim?
Şirketim bana orada ihtiyaç duydu, şirketimin ve kendi menfaatlerimin doğrultusunda gittim, toplamda 6 ay kaldım. Eğer bana sorulursa dünya üzerinde nerelere gitmek istemezsin diye, ilk cevabım Afrika, ortadoğu, Hindistan ve Çin olurdu zaten. Ortadoğuda da Bahreyn ve Katar’ı gördüm, tam uygarlaşamasa da Suudi Arabistan’dan daha yaşanabilir yerler. Suudi Arabistan ise tamamen insanlık dışı bir rejim ile yönetilen bir ülke. Oraya gidip para kazanmış olmam orayı kötülememem gerektiği anlamına gelmiyor.
Arkadaş “Bizi buraya hapseden Türkiye’dir” demiş.
Sonuna kadar katılıyorum, teknoloji geliştirmeyen, eğitim sistemini düzeltmeyen, üretimi teşvik etmeyen, girişimciliği körelten, dolayısıyla işsizliğe sebep olan Türkiye’dir, Türk insanının kafa yapısıdır. Çoğu kimsenin Suudi Arabistan’daki imkanları Türkiye’de bulup da Suudi Arabistan’da yaşamaya devam edeceğini sanmıyorum.
Araplardan nefret mi ediyorum?
Hayır, ben bir insanı ırkı ile yargılamanın yanlış olduğuna inanıyorum, ben Arap’ları yönetenlerden, yönetim biçimlerimden, yobaz kafalardan nefret ediyorum. Eminim bir çok Arap şeriat ile yönetilmekten mutlu değildir, onlar için de üzülüyorum, özellikle de kadınlara çok üzülüyorum.
Bkz: http://www.selimoklay.com/2008/04/09/seriat-ulkesinde-kadin-olmak/
Şeriat ile ilgili ne düşünüyorum?
Suudi Arabistan zaten açık bir şekilde insan haklarını ihlal ediyor şeriat uygulaması ile. Tek bir örnek bile yeterli bence, bir kadın saçı gözükür şekilde dolaştığı için kırbaçlanıyor ya da din değiştiren öldürülüyor, şeriat acilen insan haklarına saygılı her milletin organize olarak yok etmesi gereken bir sistemdir. Şeriat denen sistemin çiğnediği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi maddelerine bakalım;
Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.
Madde 2- Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.
Madde 3 -Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.
Madde 5- Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.
Madde 6- Herkesin, her nerede olursa olsun, hukuksal kişiliğinin tanınması hakkı vardır.
Böyle olmayacak, tekrardan okudum da neredeyse 30 maddenin hepsini çiğniyor şeriat düzeni, bence bütün sorunun başlangıcı şu maddeden kaynaklanıyor;
Madde 18- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.
Kısaca benim düşüncelerim bunlar, kimse Arap düşmanı olduğumu düşünmesin, ben daha çok cahil bırakılan, uyutulan, bütün insan hakları elinden alınan, insanlık dışı bir sisteme maruz kalan Araplar için üzülüyorum.
ÖNEMLİ NOT:
Sonradan dikkat ettim, eğer bir insan kendine şeriat kuralları uygulamak istiyorsa, mesela “zina yaptım kendimi öldürmeliyim” diyorsa bence bu da kendi özgürlüğüdür ve engellenmemeli, önemli olan başkalarına zararı olan “sen zina yaptın, seni öldürmeliyim” mantığına olayın sıçramamasıdır. Bir adam şeriata inanıyorsa sıkıntı yok, ama en başta ailesi olmak üzere bu inancı kimseye dayatamaz, o kurallar ile başkasının özgürlüğünü kısıtlayamaz. Zaten sürekli hoşgörü, kardeşlik dini olarak lanse edilen İslam ile bu şeriat bence başta birbirine çok tezat gözüküyor ama konunun uzmanı olmadığım için çok konuşmam doğru olmaz. Ben müslüman bir insanın müslüman olsun olmasın iyi bir insanla hiç bir sorun yaşamamasını, onu dışlamamasını, saygı duymasını beklerdim en azından, gelinen bu noktalar çok acı, çok üzücü…
20 Nis
Hep “uzun süredir yazamadım” diyorum, biliyorum, ama gerçekten işler öyle bir tempoya giriyorki, vakit olmadığından değil de kafa hep işte olduğu için yazmıyorum, odaklanamıyorum. Üç hafta önce iki haftalığına Katar’a gittim, geçen hafta döndüm, ilk etapta yazabileceklerim;
Katar, gelişmişlik açısından Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında kalmış küçük bir ülke. Şeriat yabancılara yok, yerlisine ise daha yumuşatılarak uygulanıyor söylenenlere göre. Gene Arap ülkeleri klasiği olarak ortalıkta pek Arap görmüyorsunuz çoğunluk Filipinliler ve Hintlilerde sanki. Tabi ki çalışan herkes de bu insanlardan oluşuyor…
Bunun yanında çok fazla petrol ve doğalgaz kaynakları var, gelirleri çok fazla. Herkesin anlattığına göre amaçları yeni bir Dubai olmak, bütün ülke inşaat halinde, yollar, binalar, altyapı…
Büyük ihtimal yakın zamanda kısa bir ziyaretim daha olacak, detayları paylaşacağım.
28 Oca
Suudi Arabistan’da iki sene önce Mısır’lı dükkan komşusu ile tartışıp, Mısır’lının kendisini “dini değerlere hakaret etti” diyerek ihbar etmesinden sonra idam cezasına çarptırılan Türk berber Sabri Boğday iki sene sonunda serbest kalıp 3 gün önce Türkiye’ye döndü sonunda.
Buradan çıkaracağımız sonuç, Suudi Arabistan’a mecburiyet dışında gitmememiz gerektiğidir
Artı Suudi Arabistan yaklaşık olarak Türkiye’den 3 kat ucuz, kazanılan paralarında Türkiye’de alım gücü üçte bir azalacağı için çok bir değeri yok. Yani maddi olarak pek birşey katmayacak bir ülkeye gidip, şeriat kurallarıyla yasaklar içinde yaşayıp, üstüne bir de Arap halk ile sürekli muhattap olduğunuz için risk faktörünün de arttığını hesaplarsak, kol gücü veya esnaf dükkanı açmak için Arabistan’a gitmek tamamen anlamsız, hayatınızın zindan olması bir Arap’ın kuracağı bikaç cümleye bakar.
Zaten Araplar orada çalışan kol gücüne hala köle muamelesi yapıyor, kendilerini işverenden çok sahip sanıyorlar, berber, bakkal gibi işler bir derece yapılabilir olsa bile kesinlikle inşaat işçisi gibi kol gücü işlerine gitmemenizi tavsiye ederim, onlara yapılan muameleyi gören bir kişi olarak benden uyarması, dinlemeyen keşke dinleseydim der.
Çok önemli ikinci bir nokta ise 2008′de tutuklanıp iki ay sonra serbest bırakılan ikinci Türk berber Ersin Taze konusudur. Belki haberimiz olmayan başka olaylar da vardır, dikkatli olmak uzak durmak lazım. Aşağıdaki linkte Ersin Taze’nin Türkiye’ye döndükten sonra yaptığı ropörtajı bulabilirsiniz;
22 Oca
Önceki yazıdan yola çıkarak başlamak istiyorum, Türkiye’de yayınlanan gazeteleri okurken, dikkat ettiyseniz hergün Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile ilgili insanlık dışı bir haber var bir önceki yazımda olduğu gibi. Toplamda iki aydır Belçika’dayım ve buradaki insanları az çok tanıma şansı buluyorum.
İnanın Ortadoğu ile ilgili haberleri bizden iyi takip ediyorlar, Avrupa basını sürekli Ortadoğu ile ilgili haberler yapıyor. Tabi ki bu haberleri izleyen insanlarda da ister istemez Ortadoğu insanına mesafeli bakmaya başlıyor, bir kısmı düşmanlaşıyor. Kim bu düşmanlaşan insanlara haksız diyebilir önceki yazımdaki gibi sapıkça haberleri her gün gördükten sonra?
Türkiye’de de izlenimimizi bozucu haberler oluyor fakat “Kadınlara salatalık satılması yasaklandı”, “Din değiştirene idam” gibi insanlıkdışı Arap gündemi gibi değiliz. Avrupalıya göre fark etmiyor, ha Türk, ha Arap, hatta aynı olduğumuzu sanıyorlar. Dilimde tüy bitti burada “Ben Arap değilim, Türkiye Arap ülkesi değildir, biz medya yüzünden yanlış anlaşılıyoruz, Türkiye demokratik ve laiktir, böyle şeyler söz konusu olamaz, Arapların yaptıkları kabul edilemez” diye diye. Fotoğraflarla ispatlıyorum Türkiye’deki yaşantımızı, develerle ulaşımımızı sağlamadığımızı
Belki yukardaki cümleyi kurarak bir kişinin gözünde izlenimimizi kurtarıyorum ama onun çevresi, onların çevreleri derken Türkiye’nin olması gereken modern tanıtımında ufak da olsa bir katkım oluyor. Herkes üstüne düşen görevi yaparsa Türkiye dünya basınında ve insanların gözünde çağdaş medeniyet seviyesine çıkacaktır. Türkiye’nin TV reklamlarını(yatırım ve turizm) görmek ile birebir modern bir Türk insanına şahit olmak emin olun Avrupalı için farklı şeyler.
Düzgün tanıtımın meyvelerini ileride politik ve ticari ilişkiler olarak toplayacağımızdan eminim, lütfen yurtdışına giden arkadaşlar bu konuda duyarlı olalım!
Son Yorumlar