Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü…

Birkaç saat sonra sürekli yaşadığım aksiliklerden birini daha yaşamazsam Suudi Arabistan’dan ayrılıp Bahreyn’e geçeceğim, hemen akşamda Türkiye’ye döneceğim. Bu mutlu anımda kısa bişeyler yazmak geçti içimden, daha birkaç konu daha var yazacağım ama onlarıda artık Türkiye’de yazarım. Mesela geçen polis kontrolünde nasıl ceza yenmez yazımdan hemen sonra ceza yedim hızdan, felaket ters gidiyor işlerim Arabistan’da :)

Neyse artık umarım hepsi sadece gülünüp geçilecek şeyler olarak mazide kalacak, o kadar ters ki herşey resmen kara mizah tadında hatırlayabilirim :)

İşte ben anlatmaya çalıştım ama başlıktaki sözü eden atamız kadar kısa ve öz anlatamadım Arapları, konusu geçen atamız aynı dersleri almış ve benim gibi düşünmüş ki bu güzel sözü söylemiş herhalde :)

Bu yaşadıklarım bana çok büyük ders oldu iyi tarafından bakarsak ve bir konuda daha kesin bakış açımı oluşturabilmenin mutluluğunu yaşıyorum, bundan böyle hayat prensiplerimden biri de bu; Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü…

NOT: Yazdıklarım genellemedir tabiki, ben bütün Araplar hakkında kötü konuşmak istemem, sadece benim gördüğüm bütün Araplar için konuşuyorum :) Türkiye’ye gelip sadece çok kalitesiz insanlarla karşılaşan bir turistte aynen böyle bir yazı yazabiliyor malesef, ama şu an kendisine hak veriyorum, insanların başlarından geçenleri paylaşmaya hakları var.

Beynelmilel Şoför Ehliyetnamesi (kelimesi kelimesine)

Beynelmilel şoför Ehliyetnamesi, nam-ı diğer uluslararası ehliyet yurtdışında olmazsa olmaz. Eğer bir süreliğine yurtdışına gidecekseniz ve araç kullanacaksanız, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’na 2 tane fotoğrafınız ve sürücü ehliyetiniz ile giderseniz Beynelmilel’inizi alabilirsiniz, tam bilmiyorum kaç para olduğunu ama senelik veriliyor, benimkinin geçerliliği dolmak üzere, ordan aklıma geldi bu konu.

Suudi Arabistan’da otobanlarda arada sırada “checkpoint” denen polis kontrol merkezlerinde duraklamak zorunda kalıyorsunuz çoğu zaman polis hiçbir soru sormadan devam et diyor, ama bazen, özellikle de ceza yazacağı zaman :) ehliyet istiyor. Veriyorsununuz uluslararası ehliyeti, tabi başta pek anlamıyor, açıklamaya çalışıyorsunuz, ehliyet-i cihan diye abartılı ifadelerle :) Sonra ehliyetin arapça olan sayfasını açıp okutuyorsunuz, burada size tavsiyem “Türki?(Türk müsün?)” dediğinde “Ayva, Türki, Türki” falan diyip gülümsemeniz, bir de “Mafi kelam Arabik(Arapça bilmiyorum)” desenizde mümkün olduğunca İngilizce ifadenizin içine Arapça kelimeler ekleyin, bu cümledeki mümkün kelimesi de Arapça, Türkçe’de çok fazla Arapça kelime var. Ne kadar kullanırsanız Araplara o kadar sempatik geliyor, “Mafi sürrat, mafi ceza, wallaha günah”falan sallayın bişeyler, iyi oluyor, test edildi, onaylandı :)

Zaten polis de çok anlamadığı bu belge ile pek uğraşmak istemiyor, ne kadar sempatiksen o kadar çabuk gidersin…

TDK(Türk Dil Kurumu) sitesinde Türkçeye Arapçadan girmiş kelimeleri inceleyebilirsiniz…

Veda hazırlığı, hafif bir özeleştiri ve insana saygı :)

Benim gibi bir Türk insanı için oldukça sıkıcı ve stresli geçen Suudi Arabistan maceramın artık sonuna yaklaşmaya başladığımı hissetmek son derece mutluluk verici. Acısıyla acısıyla, sıkıntısıyla, sıkıntısıyla(  :) ) geçirdiğim 5.5 ay sonunda kendime hala bu kadar hakim olabilmem ve akıl sağlığımı koruyabilmem benim için bir övünç kaynağı :) Gerçekten de şöyle bir şey vardır; bir yeri hiç sevmezsiniz, o yer de size hiç iyi davranmaz, bazı arkadaşlarım İstanbul için böyle konuşuyorlardı, ben de burası için. Belki de buraya gelen bir başkası burada benim kadar yıpranmazdı, ne yaptıysam işim ters gitti burda, ya süründüm ya topalladım, hiç ayağa kalkamadım. Çok hoşuma gitti şöyle veda yazısı gibi başlayınca :)

Umarım bu bir veda olur artık benim için, bir daha Arabistan yarımadasına gelmek bu aralar en büyük kabusum, fakat şunları belirtmeden edemeyeceğim; Her insan farklıdır, bana bir gün bile zulum gelirken 10 senedir burda mutlu yaşayan Türkler de var, daha da kalırız diyorlar, iş arkadaşlarım var burada 1.5 senedir çalışan ve asla benim kadar sıkıntıları yok, daha da kalırım diyeni var. Yani eğer Suudi Arabistan hakkında bilgi arıyorsanız ve benim siteme bakıyorsanız, sadece benim düşüncelerimi görüyorsunuz, başka burada yaşayan insanların blogları varsa (Ben görmedim) onları da okuyun, görüş alın. Kısacası benim yaşam tarzımla Arapların yaşam tarzı birbirinin tam tersi olduğu için burada yapamıyorum, hep bir moral çöküntüsü içinde olduğum için de işlerim ters gidiyor, sizin için işler süper gidebilir.

Herkesin keyif aldığı gibi yaşama hakkı vardır, Araplar böyle yaşamayı seviyorlarsa böyle yaşarlar, ben de tam tersi yaşamayı seviyorsam, istediğim yönde yaşarım. Hiçkimsenin hayat felsefesi gibi işlere karışmaya hakkı yoktur, sevmese bile saygılı davranmak zorundadır. Özellikle de bir konu var ki çok önemli, neye inanırsanız inanın (ateşe, kendi uydurduğunuz tanrılara, puta vs.) hiçbir canlıya zarar verilmiyorsa bu inanca kimsenin bir laf etmeye hakkı yoktur, sen müslümansın diye seni kimse eleştirmiyorsa, o ateşe tapıyor ve tekrar söylüyorum hiçbir canlıya zarar vermiyorsa senin de onu eleştirmeye hakkın yoktur. Herkesin istediği gibi yaşama, istediğine inanma özgürlüğü vardır.

Neden üstteki paragrafı yazdım? Çünkü benim Suudi Arabistan’da en hoşlanmadığım şeylerden bir tanesiydi bu, insanlar doğar doğmaz Şeriat yasalarıyla yaşamak zorunda kalması, sevsin veya sevmesin. Ortalık bir yerde saçları açık dolaşırsa kırbaçlanacağını bilen, yetmezmiş gibi alınıp satılan kadın, içerse hapiste çürüyeceğini bilen canı içki içmek isteyen bir erkek, görüşmeleri halinde gene kırbaçlanacaklarını bilen, birbirini seven kadın ve erkek gibi örnekleri görünce özgürlüğün değerini herkes daha iyi anlar diye düşünüyorum, kimseye inanç dayatması yapılmamalı. Bir insanın özgürlüğünü almak ona zarar vermek değil midir?

Artık Mars’tan su örneği topladığımız bir çağda yaşarken hala inanç özgürlüğü gibi bir konunun dünya üzerinde varlığını sürdürmesi, dinsel kutuplaşmalar, eylemler, insanların baskıları gibi konuların çözülememesi çok komik geliyor bana. Tek yapmamız gereken birbirimize saygılı olmamız, en azından saygılı gibi davranmamız. Böylece dünya çok daha yaşanabilir bir hale gelecektir.

Dünyayı da kurtardıktan sonra :) son özet sözlerimi söyleyeyim; Ben sevmedim, yapamadım, ama ne kadar sevmesemde çizgimi korumaya çalıştım bu benim meselem, ben diyeceğimi dedim, sevecek, yapabilecek varsa buyursun gelsin, zorlanmadan yapacağına eminim. Benim yazdığım “trafik kötü, elektrik böyle, su şöyle, banka böyle” gibi yazılarım dışındaki yazılar tamamen yoruma açıktır, ve doğru bilgi olarak kabul edilmesini istemem, sadece benim görüşümdür…

Araplar ve Türk dizileri

Yakın zamanda gazetelerde okumuşsunuzdur Araplara bir kaç tane Türk dizisi sattığımızı, daha da talep geldiğini, tabi burda bahsettiğim Araplar şeriatla yönetilmeyen Araplar, daha önce de söylediğim gibi Suudi Arap televizyonları sadece dinle ilgili yayın yapıyor.

Geçenlerde bakkalda aşağıdaki dergiyi gördüm, kapakta hangi dizi veya oyuncular bilmiyorum ama daha önce görmüştüm bu diziyi bir Arap kanalında dedim, Türk bunlar, çekeyim fotoğrafını :)

Bu dizi dergiye kapak olduğuna göre ve burada hakkaten bizim moviemax ayarında orjinal dublaj yayın yapan iyi bir kanal var, onda yayınlandığına göre Arap ülkelerinde oldukça populer bir dizi olmalı.

Nasıl biz zamanında hepsi birbirinin aynısı, yaratıcılıktan çok uzak Brezilya dizilerine para ödüyorduk, şimdi Araplar hepsi birbirinin aynısı, yaratıcılıktan çok uzak Türk dizilerini izliyorlar, ileride de onlar kendi hepsi birbirinin aynısı, yaratıcılıktan çok uzak dizilerini yapıp başka ülkelere satarlar :)

Tebrik ederim bu dizileri satma başarısı gösterip bir ticaret kapısı daha açan kurumları, Türkiye’nin küçük büyük demeden ne olursa olsun dışarıya bir şeyler satması beni mutlu ediyor, özellikle böyle görsel ve populer şeyler iyi bir tanıtım oluyor diye düşünüyorum.

Diziyi gördüm bu arada bahsettiğim kanalda, Arapça dublajla Türkleri izlemek değişik bir tecrübe oldu :)

Suudi Arabistan’da Türk markaları

Gıda sektöründe şimdiye kadar gördüğüm kadarıyla(Rakamlar olarak değil gözlem olarak), Türk ürünleri de Suudi Arabistan’daki elmadan büyükçe bir pay alıyor. Bu payın da büyük bölümünü Ülker grubu almış, her bakkalda, markette, süpermarkette Ülker ürünleri görmek mümkün;

Üstteki fotoğraf Khobar kentinde hiç olmadık bir ara sokakta ufak bir bakkalda çekildi, bakkal resmen Ülker reyonu yapmış, Arap ürünü bu tarz atıştırmalık ürünler de var ama Arapların damak tadının bana uymaması konusu orada da devam ediyor, çikolataları bile bi tatsız adamların, nasıl yapıyorlarsa, ya da ben Arapların herşeyine o kadar önyargılıyım ki :)

Sabit fikirli olmamakla birlikte, burda ne yediğimden(muz), ne içtiğimden hiç bir tat alamaz duruma geldim, Suudi Arabistan’a bu gelişimde vaktimizin büyük bir çoğunluğu Khureys denen çölün ortasında, en yakın şehir olan Riyad’a 200 km uzakta bir yerde geçiyor ve orada kalıyoruz malesef, bir yemekhanesi var kapısına yaklaşınca ağır yağ kokusu ve her yerde bulunan o tanımlayamadığım kötü kokunun birleşiminden kapıyı açmaya cesaret edilemeyecek cinsten. Bir kaç defa açlıktan girdim, girdiğime pişman oldum, yiyemedim hiçbirşey, haftaiçi sadece muz yiyorum maymun olacam yakında :)

Kalacak yer problem, internet problem, açlık problem, iş problem kısacası bu seferki Arabistan seferim geçen seferki ile kıyas kabul etmeyecek bir şekilde yıprattı beni, vurdum kendimi alkolsüz biralara :) Türkiye’ye döneyim hepsinin acısı çıkacak…

Bu Efes alkolsüz birasını geçen gelişimde fotoğraf denemeleri yaparken çekmiştim, o da var burada ne anlayacaksa Araplar biranın tadından, ya da bilmediğim bir alkol alma özentisi mi var acaba?

Konuyu gene saptırıp dertlerimi anlatsamda, göstermek istediğim Suudi Arabistan ile Türkiye arasında bir gıda ticareti mevcut, umalım bu ticaret hep bu şekilde gerçekleşsin, biz sadece satalım, Suudi Arabistan’dan hiçbirşey almaya gerek yok :)

NOT: Bu gidişle benim blog dertliler çeşmesine dönecek, asıl amacımdan sapmaya başladım tutamıyorum kendimi, en iyisi bir süre depresyondan çıkana kadar(buradaki yaşama koşulları değişmeden veya Türkiye’ye dönmeden nasıl olacaksa) yazmamak heralde, zaten toplamda 5 ay kaldım Suudi Arabistan’da, çok da yazacak bir şey kalmadı, umarım başka bir ülkede yeni bir projede bulunurum da onu yazarım…

İçi boş dev bir alışveriş sepeti…

Öyle sıkıldımki Suudi Arabistan’dan artık resmen şafak saymaya başladım :) Arap’lar da benim gibi sıkıldıkları için ve eğlence sayılabilecek herşey yasak olduğu için “Hadi gezemeyeceğimiz kadar alışveriş merkezi yapalım her sokağa, her caddeye, sonra da hepsine gitmeye uğraşıp vademiz dolana kadar zaman geçirelim, öldükten sonra nasıl olsa cennete gideriz, orda eğleniriz” diye düşünmüşler sanırım ve başlamışlar inşaatlara :) Nasıl bu kadar sıkıcı olabiliyorlar anlayamıyorum, sadece oturuyorlar, ruhlarına işlemiş ağırlık, her hareketleri ağır çekim, onlar hareket edene kadar ben Türkiye’ye gider dönerim, sadece yiyorlar, konuşmuyorlar, gülmüyorlar, daha gülen bir Arap görmedim!!!

Yukarıdaki resim Suudi Arabistan da yaşamın en iyi anlatımı :) Anlamayanlar bir de alttaki resme baksın, iyice idrak etsin içi boş dev alışveriş sepetini;

Tabi bu Alışveriş merkezlerinin inşaatlarında veya başka ağır işlerde kendileri de çalışmıyor, insan gibi davranılmayan Hindistanlılar, Pakistanlılar, Filipinliler, Mısırlılar falan çalışıyor, daha 40 yıllık petrol rezervleri varmış ama gün olur devran döner, bitince ne yapacaklar çok merak ediyorum, belki o zaman başlarlar biraz hareket etmeye, çalışmaya :) Yukarıda saydığım milletlerden o kadar çok insan varki neredeyse Suudi Arabistan nüfusunun yarısı yabancı ülkelerden, ben zaten pek Arap görmüyorum piyasada, heryerde onlar, onlar da olmasa burada taş üstüne taş konmaz heralde.

Bu yazıdan da anlayacağınız gibi tak etti artık, ruhum sıkıldı, tatile ihtiyacım var :) umarım şu an üzerinde uğraştığım proje bir an evvel biter, bir daha gelmek zorunda kalmam vizem bitince. Ama pek de mümkün görünmüyor, burda herşey çok yavaş ilerliyor, ben hızlandırıp bitirmek istiyorum, onlar kendi tarafını yapmıyor yavaşlatıyor, sanki ben onlara para ödüyorum günlük, onlarda yavaştan alıp daha çok kazanmak istiyorlar, neden herşey bu kadar yavaş olmak zorunda? Acele işe şeytan karıştığı için mi acaba :)

Kum Fırtınaları…

Suudi Arabistan diyince kum fırtınalarından bahsetmemek olmaz. Yaklaşık üç hafta önce 1 hafta kadar süren bir kum fırtınası oldu Khobar civarında. Oldukça büyük bir olay Arabistan’da kum fırtınaları, güneş aydınlatmıyor, araba kullanmak zorlaşıyor, dışarı çıkılmıyor. Khobar şehrinden bir resim koyarak başlayayım;

Gördüğünüz gibi güneşin aydınlatıcı etkisi oldukça azalıyor, uzun süre geçmeyen sis gibi bir şey, güzel tarafı hava sıcaklığı azalıyor ve kafanıza güneş geçmiyor :) Fakat nefes almak çok zorlaşıyor, rüzgar çıkarsa ağzınız yüzünüz kum doluyor…

Yolda ise durum daha kötü, çok güzel yakalayamadık ama idare eder bu foto;

Bazı bölgelerde “sis bölgesi” diye tabelalar var, kum fırtınası olduğu zaman 20 metre ilerisi gözükmüyor, otoyolda daha yavaş ve dikkatli olmak gerekiyor, rüzgar da bazen şiddetli vurup arabanızı savurabiliyor, yolun kenarlarında kum birikintileri oluşuyor, dozerler sürekli onları temizliyor, yolda sürekli kumlar savruluyor.

İnsanlar genelde şu hastanelerde kullanılan ağız-burun bölgesini kapatan maskelerden kullanıyorlar, gerçektende faydalı bence, edinmekte fayda var.

Ben de merak ediyorum sizin gibi, ne zaman Suudi Arabistan hakkında şu faydalıdır, şu çok güzeldir, bu hayatı kolaylaştıran bir detaydır, bunu görmemek olmaz gibi bir yazı yazacağım diye :) Bana göre gelip görmek için hiç bir sebep yok eğer işiniz yoksa, zaman kaybı. Umarım buradan sonra içinde az da olsa güzellik, eğlence, yaşanabilirlik, olan bir yere giderim, bu genç yaşımda sıkıl sıkıl depresyona gireceğim burda :) Sanırım Arabistan hakkında tek güzel şey, burda kalıcı olmadığımı, yakın zamanda döneceğimi bilmek…

Dikkat Deve Çıkabilir!!!

Suudi Arabistan’da arabayla ilerlerken zaman zaman üstünde deve çizimi olan tabelalarla karşılaşıyoruz, ama bunlar Türkiye’deki “Dikkat Sincap Çıkabilir” tabelaları gibi sembolik değil(en azından ben hiç o sincapı görmedim), hakkaten develer çıkıyor karşınıza boy boy. Hemen fotoğrafı koyayım;

Karşınıza develerin çıktığı durumda develeri izleyip fotoğrafını çekmelisiniz, başka yapacak bir şeyiniz yok, develer arabanızı yamultacak kadar büyük, kızdırmak istemezsiniz :)

Deve Suudi Arabistan’ın ve çöllerin simgesi haline gelmiş çok dayanıklı bir hayvan ve Arap’lar için kutsal gibi bir şey, Şahin ve Kartal ile birlikte. Umarım bir deveye çarpmazsınız çünkü söylediklerine göre bir deve bindiğiniz arabadan daha pahalı olabilir, aynı zamanda bu develer Bedevilere ait oluyor(Deve çobanı gibi), ve bu bedeviler çölde yaşayıp, üstlerinde tüfek de taşıyorlar ve Araplardan yana olan hukuku beklemeden sizi orda vurabilirler. Demek ki ne yapıp edip develerle iyi ilişkilerimizi koruyup, dikkatli olmamız gerekiyor :)

Bir defa da Khobar’a giderken deve taşıyan bir kamyona denk geldik, fotoğrafladık;

Develer çok aptal görünüşlü sempatik hayvanlar, arada sırada birbirlerini kovalayarak ısırmaya çalışıyorlar, ve yine iddia edildiğine göre hafızası çok kuvvetli hayvanlar. Nedense benim develeri izlemek çok hoşuma gidiyor, komik bir ifade var yüzlerinde :)

Chevrolet Tahoe’den fazlasını veremezler herhalde :)

Bu Suudi Arabistan seferimde bloguma sürekli arabalarla ilgili konular yazdım, beni bu hale getiren de 1 ayda 4. kez arabanın değişmesi oldu(1 tanesinin bozulması dışında benim sorumluluğumda değil), Tahoe de verdikleri 5. araba oldu, böyle bir cipe ihtiyacımız vardı, özellikle çölün ortasında çalışmaya başlayıp kumlara saplandıktan sonra :)

Kısaca Tahoe’den bahsedersem 5.3L V8 motor, otomatik şanzımana sahip ve çevrede görülebilecek diğer ciplerin hepsinden büyük kamyon gibi birşey. İçi çok rahat ve geniş, 3 sıra koltuk var, en önemlisi sakat Arabistan trafiğinde kendimi güvende hissettiriyor ki bu en önemlisi. Bu da fotoğrafı;

Fotoğrafa bakıp, göbekli biri olduğumu sanmayın, gömlek karın bölgesinde toplandığı için öyle çıkmış fotoğraf :)

Suudi Arabistan’da böyle esaslı bir arabanız varsa, hele bir de benim yaptığım gibi kovboy şapkası takıp Amerikan izlenimi verirseniz, trafikte, polis kontrollerinde, veya Aramco gibi büyük şirketlerin kampüslerinin kapılarında herkes size saygı gösterir, kimse pasaport veya giriş izni falan sormaz, rahatlıkla her kapı açılır, ye kürküm ye yani. Bir de konu açılmışken Amerikalılar burada resmen egemen toplum, üstün ırk gibi muamele görüyorlar onu da belirteyim belki gelirseniz bu bilginin faydası olur…

Riyad’daki Türk kahvehanesi

Yazının başlığını bile kendime yakıştıramadım, sakın beni kahveye giden biri gibi düşünmeyin, Türkiye’de hiç gitmedim, sevmem öyle ortamları. Ama Suudi Arabistan’da olunca hele bir de Türk milli takımı Euro 2008′de yer alırken maçları izlememek olmazdı. Çalıştığımız Khureys bölgesi(Hani şu okulda öğrettikleri Kureyş kabilesi var ya işte oralar) en yakın şehir olan Riyad’a 200km uzakta, ama o koşullara rağmen her maçı izledik. İşten mi diyeyim çöldeki sahalardan mı diyeyim gidip maç bitince gece 2 gibi dönüp sabah 6′da kalkmak bile bizi yıldırmadı.

Aslında yayın anlaşmaları gereği uydularda maç yayını kesilmeseydi, yine digiturk olan bu Türk kahvesine gitmek zorunda kalırdık çünkü buradaki hiç bir Türk Arapça spikerle maç izlemekten zevk almıyor, Arapça öyle bir dil ki sürekli gırtlaktan, boğazını temizler gibi konuşuyorlar aynı zamanda durmadan konuşuyor ve çok bağırıyorlar, bu da belli bir zaman sonra maçın bütün tadını kaçırıyor, inanmazsanız youtube’dan bulun dediğim gibi bir maç veya özet izlemeye çalışın, emin olun hiçbirimiz izleyemiyoruz :)

Bizim Türk kahvesi de gayet olaylı bir yer, her maç, milli maç dahil çoğu zaman sadece küfürleşmelerle biten bazen de yumrukların konuştuğu bir kavga çıkıyor, biz de izliyoruz :) Geçen sefer Arabistan’a gelişimde önemli lig maçlarını izliyorduk, onlarda çok kavga çıkıyordu, yolunuz Riyad’a düşerse ve önemli bir maç varsa veya ihtiyacınız olan bir şeyleri Türklerden daha kolay ve yardımcı bir şekilde öğrenmek isterseniz, burası gelinebilecek en iyi yer.

Bu arada Almanya maçında çok iyi oynayan fakat şanssız bir şekilde elenen milli takımımız bizi burada çok gururlandırdı, biz maçları kazandıkça etraftan tebrikler yağdı üstümüze sanki biz çıkıp oynamışız gibi :) Burada Türk milli takımı kadrosundaki bütün isimleri, kimlerin sakatlık yaşadığını, kısaca bütün gelişmeleri takip eden insan sayısı azımsanacak gibi değil, ufak çaplı bir şok yaşattılar bazen bana bildikleri detaylarla…