Belçika ve gurbetçi Türkler
Filed under: belgium, belçika, seyahat | No Comments »
Bu Belçika’da dördüncü bulunuşum, artık az çok günlük hayatı ve insanları anlayabiliyorum, Belçikalı arkadaşlarımla da bol bol konuşma fırsatı buluyorum.
Belçika’da yaptıklarımdan önce bu tatsız konu aradan çıksın istedim. Konu ise öncelikle Türkler olmak üzere burada yaşayan göçmenler…
İlk uzun kaldığım zamanlar 2008 Kasım ve Aralık aylarıydı. Burada ben ve 7-8 Belçikalı arkadaşım takım halinde çalışıyoruz, işte o Kasım ayında Türkiye’den gelip aralarına katıldım, ilk başta eşi Türk bir bayan olan, senelerce Türkiye’de çalışmış olan Belçikalı takım müdürümüz dışında herkes bana karşı oldukça mesafeliydi, o soğukluğu ve uzak duruşu üstümde hissettim ki belirtmek lazım asla ters bir hareketleri olmadı, sevmediklerini, beğenmediklerini dövmek, zulum etmek, baskı kurmak yerine saygı çerçevesinde sessiz kalan çok medeni insan gibi insanlar. Tabi bu durumda oturup böyle devam etmesini bekleyecek değildim, aralarına kaynayıp farklı olmadığımı göstermek zorundaydım, aynı zamanda birlikte çalışabilmemiz de iyi anlaşabilmemizi gerektiriyordu.
Çok kısa sürede benim karakterimin ve davranışlarımın her gün haberlerde yaratılan ortadoğulu imajına hiç benzemediğini, yobaz saçma sapan bir insan olmadığımı gördüler. Artık ben de takımın parçasıydım ve o zamandan beri hepsi ile aram çok iyi, bu gelişimde Geel denen başka bir şehirde sadece 2 kişi çalıştığımız için diğerleriyle çok konuşamıyoruz ama buradaki iş arkadaşımla kafa yapımız tamamen aynı ve onun en azından Türk önyargısını yıktım. Arap ülkeleri önyargısını yıkamadım çünkü o önyargıların en büyüğü bende
Aslında önyargı demek yanlış, gittim, gördüm, uzun süre kaldım, artık buna yargı diyebiliriz. Dikkat edin Arap ülkeleri dedim, sonra kimse gocunup Arap faşisti ilan etmesin beni, bir önceki yazımı da okuyun önce.
Gelelim burada yaşayan Türklere, benim gördüklerime ve arkadaşlarımın da anlattıklarına dayanarak buradaki Türklerin genelde(sonra kimse bana sen buradaki Türklere hakaret ediyorsun demesin) eğitim seviyesi düşük insanlar oldukları görülüyor, peki eğitim seviyesinin düşük olduğu kalitesiz insanlar oldukları anlamına mı gelir? İstatistik olarak bağlantılıdır ama tabi ki hayır, hatta çok düzgün Türk aileleri var, konuştuğum bir kaç Belçikalı komşularının çok iyi bir Türk aile olduğunu bile söyledi. Diyeceksiniz nedir bu kaliteli insan tanımın? Benim kaliteli insan tanımım ırkı, dini, dili ne olursa olsun saygı gösteren, suç işlemeyen, topluma faydalı olmaya çalışan insanlardır.
Belçika’da yaşayan Türklerin bir kısmı ise bu kaliteli insan tanımının tamamen zıttı ve Türk imajının bozulmasında baş rol oynuyorlar. Diğerlerinin bu duruma müdahele etmesi lazım ama işleri de çok zor, gurbette çocukları olduğunda yani 2. kuşağa geçildiğinde o çocuk çok ciddi bir kimlik bunalımına giriyor, burada genelde daha alt sınıf işlerde çalışan ailesinin, parasızlığın, dışlanmışlığın sonucunda Belçikalı düşmanı oluyor, Türk tarafını daha ön plana çıkarıyor ama bunu da abartı biçimde dışarı çıkarıyor. Türk geleneklerini de İslam kurallarını da abartarak yaşıyor, yobaz dediğim sınıfa giriyor. Heryeri babasının tarlası sanıyor, kimseye zararı olmayan insanlara karışabileceğini düşünmeye başlıyor ki burada çok tehlikeli olmaya başlıyor. Başımdan geçen sadece bir örnek anlatayım çok uzamasın;
Geçenlerde Antwerp’in en işlek caddesi Meir’de gezerken öpüşen bir genç çift gördüm, sonra da iki tane Türk gencini(nasıl Türk olduklarını anladın demeyin, bahsettiğim aşırı dışa vurum var, çok belli ediyorlar kendilerini) olay mahaline gidip bizim magandaların yaptığı gibi “pşş birader aile yeri burası” şeklinde rahatsız ettiklerini gördüm ve imajımızın asla düzelemeyeceğini daha da bozulacağını acı bir şekilde anladım. Bu olaydan bir hafta sonra trende bir Türk ile denk geldim, bu olayı anlattım, onun da bana açıklaması “Bazen yanımızda gençlerimiz, kardeşlerimiz oluyor, geleneklerimize ters, ahlak bozucu hareketler olduğunu belli etmek için müdahele etmek zorunda kalabiliyoruz” şeklinde olunca nutkum tutuldu, bunların tam olarak yaptıkları dağdan gelip bağdakini kovmak, nasıl bu hakkı kendilerinde buluyorlar tez konusu olabilir birilerine, ekmeğini yiyorsun, adamlar sana kapısını açmış, istemiyorsan kafana göre bir maganda ülkesine yerleş ya da insanlara saygılı olmayı öğren…
Diğer bir konu da Türklerin sosyal hayata, topluma ayak uydurmak yerine kendi mahallelerine yerleşmeleri, ve bir önceki paragraftaki Türkler yüzünden mahallelerini Arap ülkelerine benzetmeleri. Bu adamlar sadece gurbetçi Türklerin değil bütün Türkiye’nin imajını yokediyorlar.
Aslında çok konu var ama Belçikalı arkadaşlarımın özellikle üstünde durdukları konu, Türklerin kontrolsüz çoğalmaları, çok çocuk yapmaları, nüfuslarının çok artıp toplumu daha çok rahatsız etmeleri, bir kısmının yasal olmayan yollarla çalışmasına rağmen devletten işsizlik maaşı alması, burada Türkler ile birlikte en büyük yabancı grubu oluşturan Faslıların suçluların çoğunu oluşturması, ki özellikle hırsızlık ile toplumun huzurunu kaçırması. Hak vermemek de elde değil, etrafta saçma bir olay, kavga, rahatsızlık gördüğünüz yerde malesef Türkler veya Faslılar çıkıyor karşımıza, ve yukardaki olayların parası Belçikalıların ödediği vergilerden çıkıyor. Faslılar da aynı Türkler gibi kendi mahallelerinde ve buranın en kötü ve tehlikeli mahallesi olarak görülüyor.
Faslıların en son icraatı ise ezan okunmasını talep etmeleri ve Türkler de arka çıkmışlar tabi plana. Önceleri sadece minaresiz mescitler varmış, sonra minareler yapılmış, şimdi Faslıların önde gelenlerinden bir tanesi madem her yerde haçlar, çanlar var, inançların eşitliği açısından ezan da okunmalı diye dava açmış. Bunlar hep Belçikalıları kaygılandırıyor. “Bundan 20 yıl sonra bu hızla çoğalırlarsa hem ekonomimiz batar hem de müslüman çoğunluk bir ülke oluruz” diyorlar, ve müslüman toplumlar onların da bildiği gibi üzülerek söylüyorum ama hoşgörüden en uzak toplumlar, herkesin kendileri gibi olmasını bekliyorlar, başka inançta normal olan, sıkıntı yaratmayan bir şey mesela kadının mini etek giymesi, erkeklerin küpe takması gibi konular “Çoluğumuzun çocuğumuzun ahlakı bozulur” diyerek engellenmeye çalışılmıyor mu? Hangimiz diyebilir Türkiye’de mahalle baskısı yok diye? Ne zaman öğreneceğiz kendi inancımızın sınırlarının başka inançlar olduğunu? Toplamda 4 aydır Belçika’dayım ve kimsenin kimseye tipinden veya hareketlerinden dolayı karıştığını ne gördüm ne de 30 senedir burada yaşayan arkadaşlarımdan duydum. İnsanlar özgür ve mutlu, bunu sonucunda da daha verimli, üretken, sorgulayan, çağdaş bir kafa yapısına sahipler, teknolojik ve ekonomik gelişmenin müslüman ülkeler yerine burada olması çok normal.
İnançlara karışılmaması için de o inancın neye inanırsa inansın veya inanmasın, suç içermemesi ve suça yönlendirmemesi yeterlidir.
Şimdi bütün bunlardan sonra bir an için kendinizi Belçikalı yerine koyun, huzurlu, suç oranı düşük, özgür, saygılı bir toplumda yaşıyorsunuz, ve yukarıda yazılanlar ve çok daha fazlasıyla karşılaşıyorsunuz, üstüne ekonominiz ve inancınız da tehlike altında hissediyorsunuz, siz ne kadar Türkleri ve Faslıları isterdiniz? Son seçimlerde sağ partiler neden Türk karşıtlığı ile oyları topladı, değişik bir bakışla Türk karşıtlığının oy toplamak için bu kadar cazip hale gelmesi sadece Avrupalıların sürekli okullarda anlatılan tarihsel Türk düşmanlığından mı yoksa bizim yaptıklarımızdan mı? Tarihi Türk düşmanlığıysa neden son zamanlarda patlama oldu bu görüşte?
Sözün özü bizim Avrupa Birliği gerçekleşmeyecek bir hayaldir, AB zaman zaman politik amaçlı bize hristiyan kardeşliği gibi hatta yobaz medya tarafından yeni bir haçlı seferi yapmaya hazır bekler gibi anlatılır ama gerçeği insan hakları ve özgürlük kardeşliğidir ve dünya üzerinde yobazlıktan en uzak kalan en güzel yerdir. Dünyanın geri kalanı ve Amerika gibi yobazlaşmamasının sebebi bu özgürlükler ve eğitim ve insana verilen değerdir, diğer ülkeler vatandaşlarını özellikle cahil bırakıp kolay yönlendirilebilen birer piyon haline getirirken, Avrupa bunu yapmaz. Atatürk’te o yüzden yüzümüzü batıya dönmemiz gerektiğini söylemiştir.
