Ağustos, 2008 için arşivler

Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü…

Birkaç saat sonra sürekli yaşadığım aksiliklerden birini daha yaşamazsam Suudi Arabistan’dan ayrılıp Bahreyn’e geçeceğim, hemen akşamda Türkiye’ye döneceğim. Bu mutlu anımda kısa bişeyler yazmak geçti içimden, daha birkaç konu daha var yazacağım ama onlarıda artık Türkiye’de yazarım. Mesela geçen polis kontrolünde nasıl ceza yenmez yazımdan hemen sonra ceza yedim hızdan, felaket ters gidiyor işlerim Arabistan’da :)

Neyse artık umarım hepsi sadece gülünüp geçilecek şeyler olarak mazide kalacak, o kadar ters ki herşey resmen kara mizah tadında hatırlayabilirim :)

İşte ben anlatmaya çalıştım ama başlıktaki sözü eden atamız kadar kısa ve öz anlatamadım Arapları, konusu geçen atamız aynı dersleri almış ve benim gibi düşünmüş ki bu güzel sözü söylemiş herhalde :)

Bu yaşadıklarım bana çok büyük ders oldu iyi tarafından bakarsak ve bir konuda daha kesin bakış açımı oluşturabilmenin mutluluğunu yaşıyorum, bundan böyle hayat prensiplerimden biri de bu; Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü…

NOT: Yazdıklarım genellemedir tabiki, ben bütün Araplar hakkında kötü konuşmak istemem, sadece benim gördüğüm bütün Araplar için konuşuyorum :) Türkiye’ye gelip sadece çok kalitesiz insanlarla karşılaşan bir turistte aynen böyle bir yazı yazabiliyor malesef, ama şu an kendisine hak veriyorum, insanların başlarından geçenleri paylaşmaya hakları var.

Beynelmilel Şoför Ehliyetnamesi (kelimesi kelimesine)

Beynelmilel şoför Ehliyetnamesi, nam-ı diğer uluslararası ehliyet yurtdışında olmazsa olmaz. Eğer bir süreliğine yurtdışına gidecekseniz ve araç kullanacaksanız, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’na 2 tane fotoğrafınız ve sürücü ehliyetiniz ile giderseniz Beynelmilel’inizi alabilirsiniz, tam bilmiyorum kaç para olduğunu ama senelik veriliyor, benimkinin geçerliliği dolmak üzere, ordan aklıma geldi bu konu.

Suudi Arabistan’da otobanlarda arada sırada “checkpoint” denen polis kontrol merkezlerinde duraklamak zorunda kalıyorsunuz çoğu zaman polis hiçbir soru sormadan devam et diyor, ama bazen, özellikle de ceza yazacağı zaman :) ehliyet istiyor. Veriyorsununuz uluslararası ehliyeti, tabi başta pek anlamıyor, açıklamaya çalışıyorsunuz, ehliyet-i cihan diye abartılı ifadelerle :) Sonra ehliyetin arapça olan sayfasını açıp okutuyorsunuz, burada size tavsiyem “Türki?(Türk müsün?)” dediğinde “Ayva, Türki, Türki” falan diyip gülümsemeniz, bir de “Mafi kelam Arabik(Arapça bilmiyorum)” desenizde mümkün olduğunca İngilizce ifadenizin içine Arapça kelimeler ekleyin, bu cümledeki mümkün kelimesi de Arapça, Türkçe’de çok fazla Arapça kelime var. Ne kadar kullanırsanız Araplara o kadar sempatik geliyor, “Mafi sürrat, mafi ceza, wallaha günah”falan sallayın bişeyler, iyi oluyor, test edildi, onaylandı :)

Zaten polis de çok anlamadığı bu belge ile pek uğraşmak istemiyor, ne kadar sempatiksen o kadar çabuk gidersin…

TDK(Türk Dil Kurumu) sitesinde Türkçeye Arapçadan girmiş kelimeleri inceleyebilirsiniz…

Veda hazırlığı, hafif bir özeleştiri ve insana saygı :)

Benim gibi bir Türk insanı için oldukça sıkıcı ve stresli geçen Suudi Arabistan maceramın artık sonuna yaklaşmaya başladığımı hissetmek son derece mutluluk verici. Acısıyla acısıyla, sıkıntısıyla, sıkıntısıyla(  :) ) geçirdiğim 5.5 ay sonunda kendime hala bu kadar hakim olabilmem ve akıl sağlığımı koruyabilmem benim için bir övünç kaynağı :) Gerçekten de şöyle bir şey vardır; bir yeri hiç sevmezsiniz, o yer de size hiç iyi davranmaz, bazı arkadaşlarım İstanbul için böyle konuşuyorlardı, ben de burası için. Belki de buraya gelen bir başkası burada benim kadar yıpranmazdı, ne yaptıysam işim ters gitti burda, ya süründüm ya topalladım, hiç ayağa kalkamadım. Çok hoşuma gitti şöyle veda yazısı gibi başlayınca :)

Umarım bu bir veda olur artık benim için, bir daha Arabistan yarımadasına gelmek bu aralar en büyük kabusum, fakat şunları belirtmeden edemeyeceğim; Her insan farklıdır, bana bir gün bile zulum gelirken 10 senedir burda mutlu yaşayan Türkler de var, daha da kalırız diyorlar, iş arkadaşlarım var burada 1.5 senedir çalışan ve asla benim kadar sıkıntıları yok, daha da kalırım diyeni var. Yani eğer Suudi Arabistan hakkında bilgi arıyorsanız ve benim siteme bakıyorsanız, sadece benim düşüncelerimi görüyorsunuz, başka burada yaşayan insanların blogları varsa (Ben görmedim) onları da okuyun, görüş alın. Kısacası benim yaşam tarzımla Arapların yaşam tarzı birbirinin tam tersi olduğu için burada yapamıyorum, hep bir moral çöküntüsü içinde olduğum için de işlerim ters gidiyor, sizin için işler süper gidebilir.

Herkesin keyif aldığı gibi yaşama hakkı vardır, Araplar böyle yaşamayı seviyorlarsa böyle yaşarlar, ben de tam tersi yaşamayı seviyorsam, istediğim yönde yaşarım. Hiçkimsenin hayat felsefesi gibi işlere karışmaya hakkı yoktur, sevmese bile saygılı davranmak zorundadır. Özellikle de bir konu var ki çok önemli, neye inanırsanız inanın (ateşe, kendi uydurduğunuz tanrılara, puta vs.) hiçbir canlıya zarar verilmiyorsa bu inanca kimsenin bir laf etmeye hakkı yoktur, sen müslümansın diye seni kimse eleştirmiyorsa, o ateşe tapıyor ve tekrar söylüyorum hiçbir canlıya zarar vermiyorsa senin de onu eleştirmeye hakkın yoktur. Herkesin istediği gibi yaşama, istediğine inanma özgürlüğü vardır.

Neden üstteki paragrafı yazdım? Çünkü benim Suudi Arabistan’da en hoşlanmadığım şeylerden bir tanesiydi bu, insanlar doğar doğmaz Şeriat yasalarıyla yaşamak zorunda kalması, sevsin veya sevmesin. Ortalık bir yerde saçları açık dolaşırsa kırbaçlanacağını bilen, yetmezmiş gibi alınıp satılan kadın, içerse hapiste çürüyeceğini bilen canı içki içmek isteyen bir erkek, görüşmeleri halinde gene kırbaçlanacaklarını bilen, birbirini seven kadın ve erkek gibi örnekleri görünce özgürlüğün değerini herkes daha iyi anlar diye düşünüyorum, kimseye inanç dayatması yapılmamalı. Bir insanın özgürlüğünü almak ona zarar vermek değil midir?

Artık Mars’tan su örneği topladığımız bir çağda yaşarken hala inanç özgürlüğü gibi bir konunun dünya üzerinde varlığını sürdürmesi, dinsel kutuplaşmalar, eylemler, insanların baskıları gibi konuların çözülememesi çok komik geliyor bana. Tek yapmamız gereken birbirimize saygılı olmamız, en azından saygılı gibi davranmamız. Böylece dünya çok daha yaşanabilir bir hale gelecektir.

Dünyayı da kurtardıktan sonra :) son özet sözlerimi söyleyeyim; Ben sevmedim, yapamadım, ama ne kadar sevmesemde çizgimi korumaya çalıştım bu benim meselem, ben diyeceğimi dedim, sevecek, yapabilecek varsa buyursun gelsin, zorlanmadan yapacağına eminim. Benim yazdığım “trafik kötü, elektrik böyle, su şöyle, banka böyle” gibi yazılarım dışındaki yazılar tamamen yoruma açıktır, ve doğru bilgi olarak kabul edilmesini istemem, sadece benim görüşümdür…