Seyahat, Telekomunikasyon, Internet
belgium
Belçika’da havalar
18 Ağu
Yılın herhangi bir zamanı Belçika’ya gelmeyi düşünüyorsanız size büyük bir tavsiyem var sıkı durun;
Şemsiyenizi yanınızdan eksik etmeyin!
Aslında yazının ana fikrini verdiğim için burda bitirebilirdim ama biraz açmak lazım konuyu…
Normalde ben hiç bilmediğim bir coğrafyaya giderken ilk başta hava raporu veren siteleri ziyaret edip değişik zaman aralıklarını, yağışı, ortalama sıcaklıkları incelerim. İkinci ve daha önemli olarak eğer gideceğim yerde yaşayan kontak kişiler var ise onları ararım. Artık sizin aramanıza gerek kalmadı, ben burada yazıyorum. Belçika’da havaların genel olarak hoş olmadığını hava raporu sitelerinde görebilirsiniz ama tam olarak orda anlatılmayan ya da anlaşılamayan şey Belçika’da havanın çok hızlı bir şekilde değiştiği.
Mesela sabah güneşli diyelim, öğlen saatlerinde 1 saat deli gibi yağmur yağıp sonra gene günlük güneşlik olabiliyor. Bu konu üstüne yaptığım muhabbetlerde çıkardığım sonuç ise eğer bir gün yağmur yağma ihtimali varsa hava raporu siteleri direk yağmur yazıyorlar. Yani yağmur diye hemen içinizi karartmayın, o yağmur belki de 15 dakika yağıp bitecek, tabi ki aksi de mümkün, bütün gün de yağabiliyor bazen. Yapacağınız en güzel şey katlanıp ceket cebine girebilecek şekildeki şemsiyelerden birini yanınızdan hiç eksik etmeyin.
Belçika’ya farklı zamanlarda dört defa geldiğim ve hala burada bulunduğum için bütün mevsimleri gördüm. Kötüsünden başlayıp iyi bitirelim;
Ocak ve Şubat aylarında, özellikle Ocak ayında Türkiye’de yaşayan birinin adapte olmakta zorlanacağı şekilde soğuktu, bildiğin kanallar dondu! Yağış olunca biraz daha ılık oluyordu ama pek yağış olmadı, tam don(un) ortamı. Ciddiye alın bu uyarıyı kalın giyinin, hatta o mevsimde ne işiniz var burada? Güney yarımküreye falan gidin güzel havaların tadını çıkarın.
Kasım ve Aralık aylarında yağış daha çoktu, sıcaklık bazen çok düşmesine rağmen Ocak ayı gibi değildi, gezmek için güzel havalar değil kısaca, oldukça yağışlı. Bir de bu Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat aylarının ortak noktası güneş ışığını neredeyse hiç görememeniz, yukarda hep karanlık bulutlar… İnsanların bir kısmı güneş ışığını göremediği için D vitamini hapları alıyor.
Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında ise hava gitgide düzeldi, muhtemelen Ağustos sonu gerilemeye başlayacak gene. Hava sıcaklığı Türkiye gibi olmasa da idare ediyor çoğu zaman(Bir kaç tane üşüten gün de olmadı değil). Yine şemsiye diyeceğim çünkü bu 4 ayın günlerinin yarısında az veya çok mutlaka yağmur yağdı günün belli vakitlerinde.
Belçika ve gurbetçi Türkler
3 Tem
Bu Belçika’da dördüncü bulunuşum, artık az çok günlük hayatı ve insanları anlayabiliyorum, Belçikalı arkadaşlarımla da bol bol konuşma fırsatı buluyorum.
Belçika’da yaptıklarımdan önce bu tatsız konu aradan çıksın istedim. Konu ise öncelikle Türkler olmak üzere burada yaşayan göçmenler…
İlk uzun kaldığım zamanlar 2008 Kasım ve Aralık aylarıydı. Burada ben ve 7-8 Belçikalı arkadaşım takım halinde çalışıyoruz, işte o Kasım ayında Türkiye’den gelip aralarına katıldım, ilk başta eşi Türk bir bayan olan, senelerce Türkiye’de çalışmış olan Belçikalı takım müdürümüz dışında herkes bana karşı oldukça mesafeliydi, o soğukluğu ve uzak duruşu üstümde hissettim ki belirtmek lazım asla ters bir hareketleri olmadı, sevmediklerini, beğenmediklerini dövmek, zulum etmek, baskı kurmak yerine saygı çerçevesinde sessiz kalan çok medeni insan gibi insanlar. Tabi bu durumda oturup böyle devam etmesini bekleyecek değildim, aralarına kaynayıp farklı olmadığımı göstermek zorundaydım, aynı zamanda birlikte çalışabilmemiz de iyi anlaşabilmemizi gerektiriyordu.
Çok kısa sürede benim karakterimin ve davranışlarımın her gün haberlerde yaratılan ortadoğulu imajına hiç benzemediğini, yobaz saçma sapan bir insan olmadığımı gördüler. Artık ben de takımın parçasıydım ve o zamandan beri hepsi ile aram çok iyi, bu gelişimde Geel denen başka bir şehirde sadece 2 kişi çalıştığımız için diğerleriyle çok konuşamıyoruz ama buradaki iş arkadaşımla kafa yapımız tamamen aynı ve onun en azından Türk önyargısını yıktım. Arap ülkeleri önyargısını yıkamadım çünkü o önyargıların en büyüğü bende
Aslında önyargı demek yanlış, gittim, gördüm, uzun süre kaldım, artık buna yargı diyebiliriz. Dikkat edin Arap ülkeleri dedim, sonra kimse gocunup Arap faşisti ilan etmesin beni, bir önceki yazımı da okuyun önce.
Gelelim burada yaşayan Türklere, benim gördüklerime ve arkadaşlarımın da anlattıklarına dayanarak buradaki Türklerin genelde(sonra kimse bana sen buradaki Türklere hakaret ediyorsun demesin) eğitim seviyesi düşük insanlar oldukları görülüyor, peki eğitim seviyesinin düşük olduğu kalitesiz insanlar oldukları anlamına mı gelir? İstatistik olarak bağlantılıdır ama tabi ki hayır, hatta çok düzgün Türk aileleri var, konuştuğum bir kaç Belçikalı komşularının çok iyi bir Türk aile olduğunu bile söyledi. Diyeceksiniz nedir bu kaliteli insan tanımın? Benim kaliteli insan tanımım ırkı, dini, dili ne olursa olsun saygı gösteren, suç işlemeyen, topluma faydalı olmaya çalışan insanlardır.
Belçika’da yaşayan Türklerin bir kısmı ise bu kaliteli insan tanımının tamamen zıttı ve Türk imajının bozulmasında baş rol oynuyorlar. Diğerlerinin bu duruma müdahele etmesi lazım ama işleri de çok zor, gurbette çocukları olduğunda yani 2. kuşağa geçildiğinde o çocuk çok ciddi bir kimlik bunalımına giriyor, burada genelde daha alt sınıf işlerde çalışan ailesinin, parasızlığın, dışlanmışlığın sonucunda Belçikalı düşmanı oluyor, Türk tarafını daha ön plana çıkarıyor ama bunu da abartı biçimde dışarı çıkarıyor. Türk geleneklerini de İslam kurallarını da abartarak yaşıyor, yobaz dediğim sınıfa giriyor. Heryeri babasının tarlası sanıyor, kimseye zararı olmayan insanlara karışabileceğini düşünmeye başlıyor ki burada çok tehlikeli olmaya başlıyor. Başımdan geçen sadece bir örnek anlatayım çok uzamasın;
Geçenlerde Antwerp’in en işlek caddesi Meir’de gezerken öpüşen bir genç çift gördüm, sonra da iki tane Türk gencini(nasıl Türk olduklarını anladın demeyin, bahsettiğim aşırı dışa vurum var, çok belli ediyorlar kendilerini) olay mahaline gidip bizim magandaların yaptığı gibi “pşş birader aile yeri burası” şeklinde rahatsız ettiklerini gördüm ve imajımızın asla düzelemeyeceğini daha da bozulacağını acı bir şekilde anladım. Bu olaydan bir hafta sonra trende bir Türk ile denk geldim, bu olayı anlattım, onun da bana açıklaması “Bazen yanımızda gençlerimiz, kardeşlerimiz oluyor, geleneklerimize ters, ahlak bozucu hareketler olduğunu belli etmek için müdahele etmek zorunda kalabiliyoruz” şeklinde olunca nutkum tutuldu, bunların tam olarak yaptıkları dağdan gelip bağdakini kovmak, nasıl bu hakkı kendilerinde buluyorlar tez konusu olabilir birilerine, ekmeğini yiyorsun, adamlar sana kapısını açmış, istemiyorsan kafana göre bir maganda ülkesine yerleş ya da insanlara saygılı olmayı öğren…
Diğer bir konu da Türklerin sosyal hayata, topluma ayak uydurmak yerine kendi mahallelerine yerleşmeleri, ve bir önceki paragraftaki Türkler yüzünden mahallelerini Arap ülkelerine benzetmeleri. Bu adamlar sadece gurbetçi Türklerin değil bütün Türkiye’nin imajını yokediyorlar.
Aslında çok konu var ama Belçikalı arkadaşlarımın özellikle üstünde durdukları konu, Türklerin kontrolsüz çoğalmaları, çok çocuk yapmaları, nüfuslarının çok artıp toplumu daha çok rahatsız etmeleri, bir kısmının yasal olmayan yollarla çalışmasına rağmen devletten işsizlik maaşı alması, burada Türkler ile birlikte en büyük yabancı grubu oluşturan Faslıların suçluların çoğunu oluşturması, ki özellikle hırsızlık ile toplumun huzurunu kaçırması. Hak vermemek de elde değil, etrafta saçma bir olay, kavga, rahatsızlık gördüğünüz yerde malesef Türkler veya Faslılar çıkıyor karşımıza, ve yukardaki olayların parası Belçikalıların ödediği vergilerden çıkıyor. Faslılar da aynı Türkler gibi kendi mahallelerinde ve buranın en kötü ve tehlikeli mahallesi olarak görülüyor.
Faslıların en son icraatı ise ezan okunmasını talep etmeleri ve Türkler de arka çıkmışlar tabi plana. Önceleri sadece minaresiz mescitler varmış, sonra minareler yapılmış, şimdi Faslıların önde gelenlerinden bir tanesi madem her yerde haçlar, çanlar var, inançların eşitliği açısından ezan da okunmalı diye dava açmış. Bunlar hep Belçikalıları kaygılandırıyor. “Bundan 20 yıl sonra bu hızla çoğalırlarsa hem ekonomimiz batar hem de müslüman çoğunluk bir ülke oluruz” diyorlar, ve müslüman toplumlar onların da bildiği gibi üzülerek söylüyorum ama hoşgörüden en uzak toplumlar, herkesin kendileri gibi olmasını bekliyorlar, başka inançta normal olan, sıkıntı yaratmayan bir şey mesela kadının mini etek giymesi, erkeklerin küpe takması gibi konular “Çoluğumuzun çocuğumuzun ahlakı bozulur” diyerek engellenmeye çalışılmıyor mu? Hangimiz diyebilir Türkiye’de mahalle baskısı yok diye? Ne zaman öğreneceğiz kendi inancımızın sınırlarının başka inançlar olduğunu? Toplamda 4 aydır Belçika’dayım ve kimsenin kimseye tipinden veya hareketlerinden dolayı karıştığını ne gördüm ne de 30 senedir burada yaşayan arkadaşlarımdan duydum. İnsanlar özgür ve mutlu, bunu sonucunda da daha verimli, üretken, sorgulayan, çağdaş bir kafa yapısına sahipler, teknolojik ve ekonomik gelişmenin müslüman ülkeler yerine burada olması çok normal.
İnançlara karışılmaması için de o inancın neye inanırsa inansın veya inanmasın, suç içermemesi ve suça yönlendirmemesi yeterlidir.
Şimdi bütün bunlardan sonra bir an için kendinizi Belçikalı yerine koyun, huzurlu, suç oranı düşük, özgür, saygılı bir toplumda yaşıyorsunuz, ve yukarıda yazılanlar ve çok daha fazlasıyla karşılaşıyorsunuz, üstüne ekonominiz ve inancınız da tehlike altında hissediyorsunuz, siz ne kadar Türkleri ve Faslıları isterdiniz? Son seçimlerde sağ partiler neden Türk karşıtlığı ile oyları topladı, değişik bir bakışla Türk karşıtlığının oy toplamak için bu kadar cazip hale gelmesi sadece Avrupalıların sürekli okullarda anlatılan tarihsel Türk düşmanlığından mı yoksa bizim yaptıklarımızdan mı? Tarihi Türk düşmanlığıysa neden son zamanlarda patlama oldu bu görüşte?
Sözün özü bizim Avrupa Birliği gerçekleşmeyecek bir hayaldir, AB zaman zaman politik amaçlı bize hristiyan kardeşliği gibi hatta yobaz medya tarafından yeni bir haçlı seferi yapmaya hazır bekler gibi anlatılır ama gerçeği insan hakları ve özgürlük kardeşliğidir ve dünya üzerinde yobazlıktan en uzak kalan en güzel yerdir. Dünyanın geri kalanı ve Amerika gibi yobazlaşmamasının sebebi bu özgürlükler ve eğitim ve insana verilen değerdir, diğer ülkeler vatandaşlarını özellikle cahil bırakıp kolay yönlendirilebilen birer piyon haline getirirken, Avrupa bunu yapmaz. Atatürk’te o yüzden yüzümüzü batıya dönmemiz gerektiğini söylemiştir.
Yurtdışındaki Görevlerimiz
22 Oca
Önceki yazıdan yola çıkarak başlamak istiyorum, Türkiye’de yayınlanan gazeteleri okurken, dikkat ettiyseniz hergün Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile ilgili insanlık dışı bir haber var bir önceki yazımda olduğu gibi. Toplamda iki aydır Belçika’dayım ve buradaki insanları az çok tanıma şansı buluyorum.
İnanın Ortadoğu ile ilgili haberleri bizden iyi takip ediyorlar, Avrupa basını sürekli Ortadoğu ile ilgili haberler yapıyor. Tabi ki bu haberleri izleyen insanlarda da ister istemez Ortadoğu insanına mesafeli bakmaya başlıyor, bir kısmı düşmanlaşıyor. Kim bu düşmanlaşan insanlara haksız diyebilir önceki yazımdaki gibi sapıkça haberleri her gün gördükten sonra?
Türkiye’de de izlenimimizi bozucu haberler oluyor fakat “Kadınlara salatalık satılması yasaklandı”, “Din değiştirene idam” gibi insanlıkdışı Arap gündemi gibi değiliz. Avrupalıya göre fark etmiyor, ha Türk, ha Arap, hatta aynı olduğumuzu sanıyorlar. Dilimde tüy bitti burada “Ben Arap değilim, Türkiye Arap ülkesi değildir, biz medya yüzünden yanlış anlaşılıyoruz, Türkiye demokratik ve laiktir, böyle şeyler söz konusu olamaz, Arapların yaptıkları kabul edilemez” diye diye. Fotoğraflarla ispatlıyorum Türkiye’deki yaşantımızı, develerle ulaşımımızı sağlamadığımızı
Belki yukardaki cümleyi kurarak bir kişinin gözünde izlenimimizi kurtarıyorum ama onun çevresi, onların çevreleri derken Türkiye’nin olması gereken modern tanıtımında ufak da olsa bir katkım oluyor. Herkes üstüne düşen görevi yaparsa Türkiye dünya basınında ve insanların gözünde çağdaş medeniyet seviyesine çıkacaktır. Türkiye’nin TV reklamlarını(yatırım ve turizm) görmek ile birebir modern bir Türk insanına şahit olmak emin olun Avrupalı için farklı şeyler.
Düzgün tanıtımın meyvelerini ileride politik ve ticari ilişkiler olarak toplayacağımızdan eminim, lütfen yurtdışına giden arkadaşlar bu konuda duyarlı olalım!
Belçika – Antwerpen
27 Eyl
21 Eylül’den beri 1 haftalık eğitim için Belçika’dayım, Suudi Arabistan’dan sonra nasıl ilaç gibi geldi anlatamam, yakın zamanda bu konu ile ilgili yazılarım olacak, şu an gündüzleri eğitim, geceleri gezmeler derken yazacak vakit bulamıyorum, önümüzdeki 4 gün için de Amsterdam’da olacağım küçük çaplı bir tatil için. Belçika’da Antwerpen şehrindeyim, asıl yazılarım çalışma iznim çıktıktan sonra gelecek, tekrar Belçika’ya gelip bir kaç ay hem teorik hem de sahada eğitim alacağım, sonra malesef gene Orta Doğu yolları gözüküyor bana
Asıl yazılarıma gelmeden kısa bir bilgi vereyim; Belçika çok iyi
, tam olarak yaşanabilir bir ülke. 6 ay Arap’ların Suudi Arabistan’ında sıkıntılar ve depresyonlardan sonra dünyanın yaşanabilir bir yer olduğunu direk kanıtladı bana
Devamı gelecek…



Son Yorumlar