suudi arabistan

İşe yarar bilgiler

Kaan isimli bir arkadaşımızdan mail aldım geçen hafta. Suudi Arabistan’a gidecekmiş ve kafasına bir kaç konu takılınca google’da aratarak benim blogumu bulmuş, ve tam olarak değinmediğim bir kaç konuda fikir istemiş. Sizin de aklınızda bulunsun, iletişim sayfasına yorum yazmanız veya selimoklay @ selimoklay.com mail adresime mail atmanız durumunda yardımcı olmaya çalışırım. Kaan arkadaşımızın maili üstüne eksik bulduğum konulara burada değinmeye karar verdim.

Öncelikle ben Riyadh, Khobar, Dammam şehirlerinde ve Khureys bölgesinde çalıştım, bahsettiğim bölgeler Suudi Arabistan’ın doğu tarafında yer alıyor, o bölgelere gidecek arkadaşlara daha detaylı yardımcı olabilirim.

Yiyecek içecek meselesi şehirden uzak bir yerde(çöl ortasında) çalışılıyor ise problem olabilir, ben Suudi Arabistan’a ikinci gidişimde Khureys bölgesinde en yakın Riyadh şehrine 200-250km uzakta çalıştığım sıralarda mecbur şantiye bölgesinde kaldım. Sadece bir yemekhane vardı, çalışanlar Hindistanlıydı ve Hint yemekleri yapıyorlardı, daha kokusundan yemekhaneye girilemiyordu. Şöyle tarif edeyim; biz baharatlı tavuk yeriz ya, onlar da tavuklu baharat yiyorlar :) Yani kısaca sürekli muz yedim ve ciddi bir beslenme problemi yaşadım.

Büyük bir şehirde veya büyük şehre yakın çalışıyorsanız ki benim ilk Arabistan seyahatim gibi, o zaman bir problem yaşanmaz, fiyatı makul et ve fast food restorantları bulunabiliyor. Orda sorun sadece pislik ve Arapların yemek yeme şekilleri, midenizin kalkmaması için etrafınıza bakınmamanızı ve bir restoranta girmeden önce çatal-bıçak olup olmadığını sormanız ve ona göre girmeniz. Eğer imkanınız varsa benim tavsiyem biraz daha fazla ödemeyi göze alıp düzgün yerlere ve alışveriş merkezlerine gitmeniz.

Bilgisayar ve telefon adaptörlerinizi kontrol edin, eğer üstünde 100-240V 50-60Hz yazıyorsa problem yaşamazsınız benim gibi fakat 200-240V yazıyor ise herhangi bir elektrikçiden 110-220V converter temin edebilirsiniz 15-20TL karşılığında..

Tek problem elektriksel arayüzler bahsettiğim gibi, onları da herhangi bir marketten bulabilirsiniz orda; http://www.selimoklay.com/2008/04/09/elektrik-ve-priz-bilgileri/

Banka konusunda ise para oradaki bir bankaya yatacaksa o bankadan bir ATM kartı çıkartırsınız, bir problem kalmaz, sadece kart çıkana kadar idare etmek için yanınıza dolar alırsınız, orada çevirmek zor değil, Euro biraz daha problem, o yüzden USD tavsiye ederim.

İnternete nasıl bağlanacağım diyorsanız 3G networkleri var, mobil internet kullanıyordum ben de, iki tane operatörleri var STC(http://www.stc.com.sa/cws/portal/en/stc?favouritLang=en) ve Mobily(http://www.mobily.com.sa/wps/portal) olmak üzere. Ben mobily kullanıyordum, aylık tarife anlaşabiliyorsunuz gene Türkiye’deki gibi, fiyatı pahalıydı biraz, kotalı ve kotasız tarifelerini web sitelerinden inceleyebilirsiniz. 3G destekleyen telefonu laptop’a bağlayıp modem olarak veya adaptör alarak 3G internet kullanabilirsiniz ki bence adaptör alın çünkü telefon çok ısınıyor ve saçmalamaya başlıyor bir süre sonra, artı o sırada telefon olarak kullanamıyorsunuz.

Son olarak ise ne kadar kalacağınıza bağlı olarak büyük bir harddisc alıp içine film-dizi-oyun ne varsa doldurmanız. Akşamları ve haftasonları vakit pek geçmiyor. Ayrıca Suudi Arabistan’da elektronik fiyatları oldukça uygun olduğu için wii-playstation gibi bir cihaz da alabilirsiniz.

Suudi Arabistan yolları gözüken arkadaşlar benimle irtibata geçebilirler, şimdiden kolay gelsin onlara.

Gelen bir yorum üstüne

Bugün bir arkadaştan gelen yorumlar üstüne bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum, yorumları okuyunca ilk kafamda oluşan şey insanların blogumu okuduktan sonra kafalarında benle ilgili böyle bir düşünce oluşmasına ne kadar içerlediğimdi, düşüncelerimi net bir şekilde yazmaya karar verdim;

Madem bu kadar kötülüyorum o zaman Suudi Arabistan’a neden gittim?

Şirketim bana orada ihtiyaç duydu, şirketimin ve kendi menfaatlerimin doğrultusunda gittim, toplamda 6 ay kaldım. Eğer bana sorulursa dünya üzerinde nerelere gitmek istemezsin diye, ilk cevabım Afrika, ortadoğu, Hindistan ve Çin olurdu zaten. Ortadoğuda da Bahreyn ve Katar’ı gördüm, tam uygarlaşamasa da Suudi Arabistan’dan daha yaşanabilir yerler. Suudi Arabistan ise tamamen insanlık dışı bir rejim ile yönetilen bir ülke. Oraya gidip para kazanmış olmam orayı kötülememem gerektiği anlamına gelmiyor.

Arkadaş “Bizi buraya hapseden Türkiye’dir” demiş.

Sonuna kadar katılıyorum, teknoloji geliştirmeyen, eğitim sistemini düzeltmeyen, üretimi teşvik etmeyen, girişimciliği körelten, dolayısıyla işsizliğe sebep olan Türkiye’dir, Türk insanının kafa yapısıdır. Çoğu kimsenin Suudi Arabistan’daki imkanları Türkiye’de bulup da Suudi Arabistan’da yaşamaya devam edeceğini sanmıyorum.

Araplardan nefret mi ediyorum?

Hayır, ben bir insanı ırkı ile yargılamanın yanlış olduğuna inanıyorum, ben Arap’ları yönetenlerden, yönetim biçimlerimden, yobaz kafalardan nefret ediyorum. Eminim bir çok Arap şeriat ile yönetilmekten mutlu değildir, onlar için de üzülüyorum, özellikle de kadınlara çok üzülüyorum.

Bkz: http://www.selimoklay.com/2008/04/09/seriat-ulkesinde-kadin-olmak/

Şeriat ile ilgili ne düşünüyorum?

Suudi Arabistan zaten açık bir şekilde insan haklarını ihlal ediyor şeriat uygulaması ile. Tek bir örnek bile yeterli bence, bir kadın saçı gözükür şekilde dolaştığı için kırbaçlanıyor ya da din değiştiren öldürülüyor, şeriat acilen insan haklarına saygılı her milletin organize olarak yok etmesi gereken bir sistemdir. Şeriat denen sistemin çiğnediği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi maddelerine bakalım;

Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.

Madde 2- Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.

Madde 3 -Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

Madde 5- Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.

Madde 6- Herkesin, her nerede olursa olsun, hukuksal kişiliğinin tanınması hakkı vardır.

Böyle olmayacak, tekrardan okudum da neredeyse 30 maddenin hepsini çiğniyor şeriat düzeni, bence bütün sorunun başlangıcı şu maddeden kaynaklanıyor;

Madde 18- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.

Kısaca benim düşüncelerim bunlar, kimse Arap düşmanı olduğumu düşünmesin, ben daha çok cahil bırakılan, uyutulan, bütün insan hakları elinden alınan, insanlık dışı bir sisteme maruz kalan Araplar için üzülüyorum.

ÖNEMLİ NOT:

Sonradan dikkat ettim, eğer bir insan kendine şeriat kuralları uygulamak istiyorsa, mesela “zina yaptım kendimi öldürmeliyim” diyorsa bence bu da kendi özgürlüğüdür ve engellenmemeli, önemli olan başkalarına zararı olan “sen zina yaptın, seni öldürmeliyim” mantığına olayın sıçramamasıdır. Bir adam şeriata inanıyorsa sıkıntı yok, ama en başta ailesi olmak üzere bu inancı kimseye dayatamaz, o kurallar ile başkasının özgürlüğünü kısıtlayamaz. Zaten sürekli hoşgörü, kardeşlik dini olarak lanse edilen İslam ile bu şeriat bence başta birbirine çok tezat gözüküyor ama konunun uzmanı olmadığım için çok konuşmam doğru olmaz. Ben müslüman bir insanın müslüman olsun olmasın iyi bir insanla hiç bir sorun yaşamamasını, onu dışlamamasını, saygı duymasını beklerdim en azından, gelinen bu noktalar çok acı, çok üzücü…

Türk Berber

Suudi Arabistan’da iki sene önce Mısır’lı dükkan komşusu ile tartışıp, Mısır’lının kendisini “dini değerlere hakaret etti” diyerek ihbar etmesinden sonra idam cezasına çarptırılan Türk berber Sabri Boğday iki sene sonunda serbest kalıp 3 gün önce Türkiye’ye döndü sonunda.

Buradan çıkaracağımız sonuç,  Suudi Arabistan’a mecburiyet dışında gitmememiz gerektiğidir :) Artı Suudi Arabistan yaklaşık olarak Türkiye’den 3 kat ucuz, kazanılan paralarında Türkiye’de alım gücü üçte bir azalacağı için çok bir değeri yok. Yani maddi olarak pek birşey katmayacak bir ülkeye gidip, şeriat kurallarıyla yasaklar içinde yaşayıp, üstüne bir de Arap halk ile sürekli muhattap olduğunuz için risk faktörünün de arttığını hesaplarsak, kol gücü veya esnaf dükkanı açmak için Arabistan’a gitmek tamamen anlamsız, hayatınızın zindan olması bir Arap’ın kuracağı bikaç cümleye bakar.

Zaten Araplar orada çalışan kol gücüne hala köle muamelesi yapıyor, kendilerini işverenden çok sahip sanıyorlar, berber, bakkal gibi işler bir derece yapılabilir olsa bile kesinlikle inşaat işçisi gibi kol gücü işlerine gitmemenizi tavsiye ederim, onlara yapılan muameleyi gören bir kişi olarak benden uyarması, dinlemeyen keşke dinleseydim der.

Çok önemli ikinci bir nokta ise 2008′de tutuklanıp iki ay sonra serbest bırakılan ikinci Türk berber Ersin Taze konusudur. Belki haberimiz olmayan başka olaylar da vardır, dikkatli olmak uzak durmak lazım. Aşağıdaki linkte Ersin Taze’nin Türkiye’ye döndükten sonra yaptığı ropörtajı bulabilirsiniz;

http://vidomido.superonline.com/video/2008/06/05/4306.html

Suudi Arabistan Evlilik Uzmanı

Yorum yapmadan Vatan gazetesinin haberini koyuyorum, Suudi Arabistan’a benzemek isteyenler okusun, tekrar bir düşünsün;

1 Yaşındaki kızla da evlenilir!

Suudi evlilik yöneticisinin verdiği fetva insanın kanını donduracak cinsten 

Suudi evlilik uzmanı Dr. Ahmad Al-Mub’i kendi görüşlerine referans olarak da Hz. Muhammed’in hayatını örnek gösterdi. Vahhabi imam, Hz. Muhammed’in Hz. Ayşe ile 6 yaşında evlendiğini, 9 yaşında cinsel ilişkiye girdiğini savundu. İmamın bu sözleri karşısında programı sunan sunucu bile şaşkınlığını saklayamadı.

1 YAŞINDAKİ KIZLA DA EVLİLİK YAPILABİLİR

Suudi evlilik yöneticisi Dr. Ahmad Al-Mub’i'nin insanın kanını donduran fetvaları şöyle:

“Evlilik iki şeyden ibarettir: İlki aralarında kontrat olması. Bu evliliğin ilk şartıdır. İkincisi ise karınızla seks yapmanızdır. Evliliğe girmek için minimum bir yaş yoktur. Bir yaşındaki bir kızla bile evliliğe girebilirsin. 7-8-9 yaşındaki kızlardan bahsemetmeye bile gerek yok. Bu bir rıza anlaşmasıdır. Veli genelde baba olmalıdır. Çünkü baba kararı zorunludur. Böylelikle kız, kadın olmuş olur.

Ama kız seks için hazır mıdır, ilk seferinde ilişkiye girmenin doğru yaşı nedir?
Bu çevre ve geleneklere bağlı olmak üzere değişir.

Yemen’deki kızlar 9-10-11 yada 13 yaşında evlenirken diğer ülkelerde 16 olabilmektedir. Bazı ülkerde kızların 18 yaşına gelmeden ilişkiye girmeleri kanunla yasaklanmıştır.”

“HZ. MUHAMMED BİZİM MODELİMİZ”

Suudi yetkili insan aklının kabul etmesi mümkün olmayan bu tezlerini sıralarken, bir de çekinmeden Hz. Muhammed’i referans gösteriyor.

“Hz. Muhammed izlediğimiz bir modeldir. Hz. Ayşe’yi 6 yaşında kadını olarak aldı. Fakat 9 yaşında iken onunla ilişkiye girdi. Hz. Muhammed’i modelimiz olarak görüyoruz.”

İLGİNÇ GEREKÇE

Suudi imam Dr. Ahmad Al-Mub’i, bu görüşlerini ise ilginç bir gerekçe ile açıklıyor. Al Mub’i “Eğer veli baba ise ve uygun bir ortamda evlenilmişse bu evlilik geçerlidir. İnsanlar kendilerini çeşitli koşullar altında bulabilmektedir. Örnek olarak; 2-3 hatta 4 kızı olan-ki hiç karısı olmasın- ve bir yolculuğa çıkmak zorunda kalsın. Kızını böyle bir durumda evlendirse iyi değil mi? Onu koruyacak ve destekleyecek ve uygun bir yaşa geldiğinde onunla ilişkiye girecek. Bütün erkeklerin azılı kurtlar olduğunu kim söylüyor?” diyerek, sözlerine kendince mantıklı bir açıklama da getiriyor.

VAHHABİLİK NEDİR?

Vahhabilik ismi Suudi Arabistanın Necd bölgesinde doğmuş olan Muhammed Bin Abdilvahhap’tan gelmektedir. Kendisi döneminde birçok insanın sufilikten dönmesine ve ilk müslüman nesli olan sahabe ve ilk imamların akidesine girmesine sebep olmuştur. Kendi döneminde birçok insanın hayatında değişiklikler yapmış olan bu alim Suudi Arabistanın kurulmasında da önemli rol oynamıştır. Bugün ehli sunnet çizgisinde gidenler Muhammed bin Abdilvahhabın “kavaidul erbaa”, “el-usulussalase” gibi birçok eserini ve tarihteki ünlü selefi alimi İbn Teymiyye’yi okurlar. Vahhabilik özellikle Suudi Arabistan’da yaygındır. Vahhabilik, ölülerini mezara defnetmemeleri ve kutsal mekanları yıkmaları gibi konular nedeniyle İslam dünyası içinde sürekli tartışılan bir konudur.

Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü…

Birkaç saat sonra sürekli yaşadığım aksiliklerden birini daha yaşamazsam Suudi Arabistan’dan ayrılıp Bahreyn’e geçeceğim, hemen akşamda Türkiye’ye döneceğim. Bu mutlu anımda kısa bişeyler yazmak geçti içimden, daha birkaç konu daha var yazacağım ama onlarıda artık Türkiye’de yazarım. Mesela geçen polis kontrolünde nasıl ceza yenmez yazımdan hemen sonra ceza yedim hızdan, felaket ters gidiyor işlerim Arabistan’da :)

Neyse artık umarım hepsi sadece gülünüp geçilecek şeyler olarak mazide kalacak, o kadar ters ki herşey resmen kara mizah tadında hatırlayabilirim :)

İşte ben anlatmaya çalıştım ama başlıktaki sözü eden atamız kadar kısa ve öz anlatamadım Arapları, konusu geçen atamız aynı dersleri almış ve benim gibi düşünmüş ki bu güzel sözü söylemiş herhalde :)

Bu yaşadıklarım bana çok büyük ders oldu iyi tarafından bakarsak ve bir konuda daha kesin bakış açımı oluşturabilmenin mutluluğunu yaşıyorum, bundan böyle hayat prensiplerimden biri de bu; Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü…

NOT: Yazdıklarım genellemedir tabiki, ben bütün Araplar hakkında kötü konuşmak istemem, sadece benim gördüğüm bütün Araplar için konuşuyorum :) Türkiye’ye gelip sadece çok kalitesiz insanlarla karşılaşan bir turistte aynen böyle bir yazı yazabiliyor malesef, ama şu an kendisine hak veriyorum, insanların başlarından geçenleri paylaşmaya hakları var.

Beynelmilel Şoför Ehliyetnamesi (kelimesi kelimesine)

Beynelmilel şoför Ehliyetnamesi, nam-ı diğer uluslararası ehliyet yurtdışında olmazsa olmaz. Eğer bir süreliğine yurtdışına gidecekseniz ve araç kullanacaksanız, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’na 2 tane fotoğrafınız ve sürücü ehliyetiniz ile giderseniz Beynelmilel’inizi alabilirsiniz, tam bilmiyorum kaç para olduğunu ama senelik veriliyor, benimkinin geçerliliği dolmak üzere, ordan aklıma geldi bu konu.

Suudi Arabistan’da otobanlarda arada sırada “checkpoint” denen polis kontrol merkezlerinde duraklamak zorunda kalıyorsunuz çoğu zaman polis hiçbir soru sormadan devam et diyor, ama bazen, özellikle de ceza yazacağı zaman :) ehliyet istiyor. Veriyorsununuz uluslararası ehliyeti, tabi başta pek anlamıyor, açıklamaya çalışıyorsunuz, ehliyet-i cihan diye abartılı ifadelerle :) Sonra ehliyetin arapça olan sayfasını açıp okutuyorsunuz, burada size tavsiyem “Türki?(Türk müsün?)” dediğinde “Ayva, Türki, Türki” falan diyip gülümsemeniz, bir de “Mafi kelam Arabik(Arapça bilmiyorum)” desenizde mümkün olduğunca İngilizce ifadenizin içine Arapça kelimeler ekleyin, bu cümledeki mümkün kelimesi de Arapça, Türkçe’de çok fazla Arapça kelime var. Ne kadar kullanırsanız Araplara o kadar sempatik geliyor, “Mafi sürrat, mafi ceza, wallaha günah”falan sallayın bişeyler, iyi oluyor, test edildi, onaylandı :)

Zaten polis de çok anlamadığı bu belge ile pek uğraşmak istemiyor, ne kadar sempatiksen o kadar çabuk gidersin…

TDK(Türk Dil Kurumu) sitesinde Türkçeye Arapçadan girmiş kelimeleri inceleyebilirsiniz…

Veda hazırlığı, hafif bir özeleştiri ve insana saygı :)

Benim gibi bir Türk insanı için oldukça sıkıcı ve stresli geçen Suudi Arabistan maceramın artık sonuna yaklaşmaya başladığımı hissetmek son derece mutluluk verici. Acısıyla acısıyla, sıkıntısıyla, sıkıntısıyla(  :) ) geçirdiğim 5.5 ay sonunda kendime hala bu kadar hakim olabilmem ve akıl sağlığımı koruyabilmem benim için bir övünç kaynağı :) Gerçekten de şöyle bir şey vardır; bir yeri hiç sevmezsiniz, o yer de size hiç iyi davranmaz, bazı arkadaşlarım İstanbul için böyle konuşuyorlardı, ben de burası için. Belki de buraya gelen bir başkası burada benim kadar yıpranmazdı, ne yaptıysam işim ters gitti burda, ya süründüm ya topalladım, hiç ayağa kalkamadım. Çok hoşuma gitti şöyle veda yazısı gibi başlayınca :)

Umarım bu bir veda olur artık benim için, bir daha Arabistan yarımadasına gelmek bu aralar en büyük kabusum, fakat şunları belirtmeden edemeyeceğim; Her insan farklıdır, bana bir gün bile zulum gelirken 10 senedir burda mutlu yaşayan Türkler de var, daha da kalırız diyorlar, iş arkadaşlarım var burada 1.5 senedir çalışan ve asla benim kadar sıkıntıları yok, daha da kalırım diyeni var. Yani eğer Suudi Arabistan hakkında bilgi arıyorsanız ve benim siteme bakıyorsanız, sadece benim düşüncelerimi görüyorsunuz, başka burada yaşayan insanların blogları varsa (Ben görmedim) onları da okuyun, görüş alın. Kısacası benim yaşam tarzımla Arapların yaşam tarzı birbirinin tam tersi olduğu için burada yapamıyorum, hep bir moral çöküntüsü içinde olduğum için de işlerim ters gidiyor, sizin için işler süper gidebilir.

Herkesin keyif aldığı gibi yaşama hakkı vardır, Araplar böyle yaşamayı seviyorlarsa böyle yaşarlar, ben de tam tersi yaşamayı seviyorsam, istediğim yönde yaşarım. Hiçkimsenin hayat felsefesi gibi işlere karışmaya hakkı yoktur, sevmese bile saygılı davranmak zorundadır. Özellikle de bir konu var ki çok önemli, neye inanırsanız inanın (ateşe, kendi uydurduğunuz tanrılara, puta vs.) hiçbir canlıya zarar verilmiyorsa bu inanca kimsenin bir laf etmeye hakkı yoktur, sen müslümansın diye seni kimse eleştirmiyorsa, o ateşe tapıyor ve tekrar söylüyorum hiçbir canlıya zarar vermiyorsa senin de onu eleştirmeye hakkın yoktur. Herkesin istediği gibi yaşama, istediğine inanma özgürlüğü vardır.

Neden üstteki paragrafı yazdım? Çünkü benim Suudi Arabistan’da en hoşlanmadığım şeylerden bir tanesiydi bu, insanlar doğar doğmaz Şeriat yasalarıyla yaşamak zorunda kalması, sevsin veya sevmesin. Ortalık bir yerde saçları açık dolaşırsa kırbaçlanacağını bilen, yetmezmiş gibi alınıp satılan kadın, içerse hapiste çürüyeceğini bilen canı içki içmek isteyen bir erkek, görüşmeleri halinde gene kırbaçlanacaklarını bilen, birbirini seven kadın ve erkek gibi örnekleri görünce özgürlüğün değerini herkes daha iyi anlar diye düşünüyorum, kimseye inanç dayatması yapılmamalı. Bir insanın özgürlüğünü almak ona zarar vermek değil midir?

Artık Mars’tan su örneği topladığımız bir çağda yaşarken hala inanç özgürlüğü gibi bir konunun dünya üzerinde varlığını sürdürmesi, dinsel kutuplaşmalar, eylemler, insanların baskıları gibi konuların çözülememesi çok komik geliyor bana. Tek yapmamız gereken birbirimize saygılı olmamız, en azından saygılı gibi davranmamız. Böylece dünya çok daha yaşanabilir bir hale gelecektir.

Dünyayı da kurtardıktan sonra :) son özet sözlerimi söyleyeyim; Ben sevmedim, yapamadım, ama ne kadar sevmesemde çizgimi korumaya çalıştım bu benim meselem, ben diyeceğimi dedim, sevecek, yapabilecek varsa buyursun gelsin, zorlanmadan yapacağına eminim. Benim yazdığım “trafik kötü, elektrik böyle, su şöyle, banka böyle” gibi yazılarım dışındaki yazılar tamamen yoruma açıktır, ve doğru bilgi olarak kabul edilmesini istemem, sadece benim görüşümdür…

Araplar ve Türk dizileri

Yakın zamanda gazetelerde okumuşsunuzdur Araplara bir kaç tane Türk dizisi sattığımızı, daha da talep geldiğini, tabi burda bahsettiğim Araplar şeriatla yönetilmeyen Araplar, daha önce de söylediğim gibi Suudi Arap televizyonları sadece dinle ilgili yayın yapıyor.

Geçenlerde bakkalda aşağıdaki dergiyi gördüm, kapakta hangi dizi veya oyuncular bilmiyorum ama daha önce görmüştüm bu diziyi bir Arap kanalında dedim, Türk bunlar, çekeyim fotoğrafını :)

Bu dizi dergiye kapak olduğuna göre ve burada hakkaten bizim moviemax ayarında orjinal dublaj yayın yapan iyi bir kanal var, onda yayınlandığına göre Arap ülkelerinde oldukça populer bir dizi olmalı.

Nasıl biz zamanında hepsi birbirinin aynısı, yaratıcılıktan çok uzak Brezilya dizilerine para ödüyorduk, şimdi Araplar hepsi birbirinin aynısı, yaratıcılıktan çok uzak Türk dizilerini izliyorlar, ileride de onlar kendi hepsi birbirinin aynısı, yaratıcılıktan çok uzak dizilerini yapıp başka ülkelere satarlar :)

Tebrik ederim bu dizileri satma başarısı gösterip bir ticaret kapısı daha açan kurumları, Türkiye’nin küçük büyük demeden ne olursa olsun dışarıya bir şeyler satması beni mutlu ediyor, özellikle böyle görsel ve populer şeyler iyi bir tanıtım oluyor diye düşünüyorum.

Diziyi gördüm bu arada bahsettiğim kanalda, Arapça dublajla Türkleri izlemek değişik bir tecrübe oldu :)

Suudi Arabistan’da Türk markaları

Gıda sektöründe şimdiye kadar gördüğüm kadarıyla(Rakamlar olarak değil gözlem olarak), Türk ürünleri de Suudi Arabistan’daki elmadan büyükçe bir pay alıyor. Bu payın da büyük bölümünü Ülker grubu almış, her bakkalda, markette, süpermarkette Ülker ürünleri görmek mümkün;

Üstteki fotoğraf Khobar kentinde hiç olmadık bir ara sokakta ufak bir bakkalda çekildi, bakkal resmen Ülker reyonu yapmış, Arap ürünü bu tarz atıştırmalık ürünler de var ama Arapların damak tadının bana uymaması konusu orada da devam ediyor, çikolataları bile bi tatsız adamların, nasıl yapıyorlarsa, ya da ben Arapların herşeyine o kadar önyargılıyım ki :)

Sabit fikirli olmamakla birlikte, burda ne yediğimden(muz), ne içtiğimden hiç bir tat alamaz duruma geldim, Suudi Arabistan’a bu gelişimde vaktimizin büyük bir çoğunluğu Khureys denen çölün ortasında, en yakın şehir olan Riyad’a 200 km uzakta bir yerde geçiyor ve orada kalıyoruz malesef, bir yemekhanesi var kapısına yaklaşınca ağır yağ kokusu ve her yerde bulunan o tanımlayamadığım kötü kokunun birleşiminden kapıyı açmaya cesaret edilemeyecek cinsten. Bir kaç defa açlıktan girdim, girdiğime pişman oldum, yiyemedim hiçbirşey, haftaiçi sadece muz yiyorum maymun olacam yakında :)

Kalacak yer problem, internet problem, açlık problem, iş problem kısacası bu seferki Arabistan seferim geçen seferki ile kıyas kabul etmeyecek bir şekilde yıprattı beni, vurdum kendimi alkolsüz biralara :) Türkiye’ye döneyim hepsinin acısı çıkacak…

Bu Efes alkolsüz birasını geçen gelişimde fotoğraf denemeleri yaparken çekmiştim, o da var burada ne anlayacaksa Araplar biranın tadından, ya da bilmediğim bir alkol alma özentisi mi var acaba?

Konuyu gene saptırıp dertlerimi anlatsamda, göstermek istediğim Suudi Arabistan ile Türkiye arasında bir gıda ticareti mevcut, umalım bu ticaret hep bu şekilde gerçekleşsin, biz sadece satalım, Suudi Arabistan’dan hiçbirşey almaya gerek yok :)

NOT: Bu gidişle benim blog dertliler çeşmesine dönecek, asıl amacımdan sapmaya başladım tutamıyorum kendimi, en iyisi bir süre depresyondan çıkana kadar(buradaki yaşama koşulları değişmeden veya Türkiye’ye dönmeden nasıl olacaksa) yazmamak heralde, zaten toplamda 5 ay kaldım Suudi Arabistan’da, çok da yazacak bir şey kalmadı, umarım başka bir ülkede yeni bir projede bulunurum da onu yazarım…

İçi boş dev bir alışveriş sepeti…

Öyle sıkıldımki Suudi Arabistan’dan artık resmen şafak saymaya başladım :) Arap’lar da benim gibi sıkıldıkları için ve eğlence sayılabilecek herşey yasak olduğu için “Hadi gezemeyeceğimiz kadar alışveriş merkezi yapalım her sokağa, her caddeye, sonra da hepsine gitmeye uğraşıp vademiz dolana kadar zaman geçirelim, öldükten sonra nasıl olsa cennete gideriz, orda eğleniriz” diye düşünmüşler sanırım ve başlamışlar inşaatlara :) Nasıl bu kadar sıkıcı olabiliyorlar anlayamıyorum, sadece oturuyorlar, ruhlarına işlemiş ağırlık, her hareketleri ağır çekim, onlar hareket edene kadar ben Türkiye’ye gider dönerim, sadece yiyorlar, konuşmuyorlar, gülmüyorlar, daha gülen bir Arap görmedim!!!

Yukarıdaki resim Suudi Arabistan da yaşamın en iyi anlatımı :) Anlamayanlar bir de alttaki resme baksın, iyice idrak etsin içi boş dev alışveriş sepetini;

Tabi bu Alışveriş merkezlerinin inşaatlarında veya başka ağır işlerde kendileri de çalışmıyor, insan gibi davranılmayan Hindistanlılar, Pakistanlılar, Filipinliler, Mısırlılar falan çalışıyor, daha 40 yıllık petrol rezervleri varmış ama gün olur devran döner, bitince ne yapacaklar çok merak ediyorum, belki o zaman başlarlar biraz hareket etmeye, çalışmaya :) Yukarıda saydığım milletlerden o kadar çok insan varki neredeyse Suudi Arabistan nüfusunun yarısı yabancı ülkelerden, ben zaten pek Arap görmüyorum piyasada, heryerde onlar, onlar da olmasa burada taş üstüne taş konmaz heralde.

Bu yazıdan da anlayacağınız gibi tak etti artık, ruhum sıkıldı, tatile ihtiyacım var :) umarım şu an üzerinde uğraştığım proje bir an evvel biter, bir daha gelmek zorunda kalmam vizem bitince. Ama pek de mümkün görünmüyor, burda herşey çok yavaş ilerliyor, ben hızlandırıp bitirmek istiyorum, onlar kendi tarafını yapmıyor yavaşlatıyor, sanki ben onlara para ödüyorum günlük, onlarda yavaştan alıp daha çok kazanmak istiyorlar, neden herşey bu kadar yavaş olmak zorunda? Acele işe şeytan karıştığı için mi acaba :)