Selim Oklay
Seyahat, Telekomunikasyon, Internet
Seyahat, Telekomunikasyon, Internet
22 Oca
Yorum yapmadan Vatan gazetesinin haberini koyuyorum, Suudi Arabistan’a benzemek isteyenler okusun, tekrar bir düşünsün;
1 Yaşındaki kızla da evlenilir! |
|
Suudi evlilik yöneticisinin verdiği fetva insanın kanını donduracak cinsten Suudi evlilik uzmanı Dr. Ahmad Al-Mub’i kendi görüşlerine referans olarak da Hz. Muhammed’in hayatını örnek gösterdi. Vahhabi imam, Hz. Muhammed’in Hz. Ayşe ile 6 yaşında evlendiğini, 9 yaşında cinsel ilişkiye girdiğini savundu. İmamın bu sözleri karşısında programı sunan sunucu bile şaşkınlığını saklayamadı. 1 YAŞINDAKİ KIZLA DA EVLİLİK YAPILABİLİR Suudi evlilik yöneticisi Dr. Ahmad Al-Mub’i'nin insanın kanını donduran fetvaları şöyle: “Evlilik iki şeyden ibarettir: İlki aralarında kontrat olması. Bu evliliğin ilk şartıdır. İkincisi ise karınızla seks yapmanızdır. Evliliğe girmek için minimum bir yaş yoktur. Bir yaşındaki bir kızla bile evliliğe girebilirsin. 7-8-9 yaşındaki kızlardan bahsemetmeye bile gerek yok. Bu bir rıza anlaşmasıdır. Veli genelde baba olmalıdır. Çünkü baba kararı zorunludur. Böylelikle kız, kadın olmuş olur. Ama kız seks için hazır mıdır, ilk seferinde ilişkiye girmenin doğru yaşı nedir? Yemen’deki kızlar 9-10-11 yada 13 yaşında evlenirken diğer ülkelerde 16 olabilmektedir. Bazı ülkerde kızların 18 yaşına gelmeden ilişkiye girmeleri kanunla yasaklanmıştır.” “HZ. MUHAMMED BİZİM MODELİMİZ” Suudi yetkili insan aklının kabul etmesi mümkün olmayan bu tezlerini sıralarken, bir de çekinmeden Hz. Muhammed’i referans gösteriyor. “Hz. Muhammed izlediğimiz bir modeldir. Hz. Ayşe’yi 6 yaşında kadını olarak aldı. Fakat 9 yaşında iken onunla ilişkiye girdi. Hz. Muhammed’i modelimiz olarak görüyoruz.” İLGİNÇ GEREKÇE Suudi imam Dr. Ahmad Al-Mub’i, bu görüşlerini ise ilginç bir gerekçe ile açıklıyor. Al Mub’i “Eğer veli baba ise ve uygun bir ortamda evlenilmişse bu evlilik geçerlidir. İnsanlar kendilerini çeşitli koşullar altında bulabilmektedir. Örnek olarak; 2-3 hatta 4 kızı olan-ki hiç karısı olmasın- ve bir yolculuğa çıkmak zorunda kalsın. Kızını böyle bir durumda evlendirse iyi değil mi? Onu koruyacak ve destekleyecek ve uygun bir yaşa geldiğinde onunla ilişkiye girecek. Bütün erkeklerin azılı kurtlar olduğunu kim söylüyor?” diyerek, sözlerine kendince mantıklı bir açıklama da getiriyor. VAHHABİLİK NEDİR? Vahhabilik ismi Suudi Arabistanın Necd bölgesinde doğmuş olan Muhammed Bin Abdilvahhap’tan gelmektedir. Kendisi döneminde birçok insanın sufilikten dönmesine ve ilk müslüman nesli olan sahabe ve ilk imamların akidesine girmesine sebep olmuştur. Kendi döneminde birçok insanın hayatında değişiklikler yapmış olan bu alim Suudi Arabistanın kurulmasında da önemli rol oynamıştır. Bugün ehli sunnet çizgisinde gidenler Muhammed bin Abdilvahhabın “kavaidul erbaa”, “el-usulussalase” gibi birçok eserini ve tarihteki ünlü selefi alimi İbn Teymiyye’yi okurlar. Vahhabilik özellikle Suudi Arabistan’da yaygındır. Vahhabilik, ölülerini mezara defnetmemeleri ve kutsal mekanları yıkmaları gibi konular nedeniyle İslam dünyası içinde sürekli tartışılan bir konudur. |
2 Ara
Bakıyorum da 27 Eylül’den beri yazmamışım, hosting firmamı değiştirdiğimden beri google page rank, toplam trafik ve arama motorlarında çok gerilere düştü blogum. Bu durumu düzeltmek için önümüzdeki haftadan itibaren tekrar bu arada yaptığım ziyaretler(Belçika, Hollanda ve Fransa) ile ilgili anılarımı paylaşmaya devam edeceğim.
Geçen yazıda da belirttiğim gibi 10 gün Belçika-Hollanda seferinden sonra 16 Kasım’da tekrar Belçika’ya geldim. 19 Aralık’a kadar buralardayım, gelecek olanlar sıkı giyinsin hava oldukça soğuk.
Blog trafiğinin azalması değil de hiç tanımadığım insanlardan verdiğim bilgiler için gelen teşekkür mesajları artık gelmemeye başlaması faydalı birşey yapamadığımı düşündürdüğü için biraz hareketlendirmem gerek bu blogu.
Tekrar görüşmek üzere…
27 Eyl
21 Eylül’den beri 1 haftalık eğitim için Belçika’dayım, Suudi Arabistan’dan sonra nasıl ilaç gibi geldi anlatamam, yakın zamanda bu konu ile ilgili yazılarım olacak, şu an gündüzleri eğitim, geceleri gezmeler derken yazacak vakit bulamıyorum, önümüzdeki 4 gün için de Amsterdam’da olacağım küçük çaplı bir tatil için. Belçika’da Antwerpen şehrindeyim, asıl yazılarım çalışma iznim çıktıktan sonra gelecek, tekrar Belçika’ya gelip bir kaç ay hem teorik hem de sahada eğitim alacağım, sonra malesef gene Orta Doğu yolları gözüküyor bana
Asıl yazılarıma gelmeden kısa bir bilgi vereyim; Belçika çok iyi
, tam olarak yaşanabilir bir ülke. 6 ay Arap’ların Suudi Arabistan’ında sıkıntılar ve depresyonlardan sonra dünyanın yaşanabilir bir yer olduğunu direk kanıtladı bana
Devamı gelecek…
25 Ağu
Birkaç saat sonra sürekli yaşadığım aksiliklerden birini daha yaşamazsam Suudi Arabistan’dan ayrılıp Bahreyn’e geçeceğim, hemen akşamda Türkiye’ye döneceğim. Bu mutlu anımda kısa bişeyler yazmak geçti içimden, daha birkaç konu daha var yazacağım ama onlarıda artık Türkiye’de yazarım. Mesela geçen polis kontrolünde nasıl ceza yenmez yazımdan hemen sonra ceza yedim hızdan, felaket ters gidiyor işlerim Arabistan’da
Neyse artık umarım hepsi sadece gülünüp geçilecek şeyler olarak mazide kalacak, o kadar ters ki herşey resmen kara mizah tadında hatırlayabilirim
İşte ben anlatmaya çalıştım ama başlıktaki sözü eden atamız kadar kısa ve öz anlatamadım Arapları, konusu geçen atamız aynı dersleri almış ve benim gibi düşünmüş ki bu güzel sözü söylemiş herhalde
Bu yaşadıklarım bana çok büyük ders oldu iyi tarafından bakarsak ve bir konuda daha kesin bakış açımı oluşturabilmenin mutluluğunu yaşıyorum, bundan böyle hayat prensiplerimden biri de bu; Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü…
NOT: Yazdıklarım genellemedir tabiki, ben bütün Araplar hakkında kötü konuşmak istemem, sadece benim gördüğüm bütün Araplar için konuşuyorum
Türkiye’ye gelip sadece çok kalitesiz insanlarla karşılaşan bir turistte aynen böyle bir yazı yazabiliyor malesef, ama şu an kendisine hak veriyorum, insanların başlarından geçenleri paylaşmaya hakları var.
2 Ağu
Beynelmilel şoför Ehliyetnamesi, nam-ı diğer uluslararası ehliyet yurtdışında olmazsa olmaz. Eğer bir süreliğine yurtdışına gidecekseniz ve araç kullanacaksanız, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’na 2 tane fotoğrafınız ve sürücü ehliyetiniz ile giderseniz Beynelmilel’inizi alabilirsiniz, tam bilmiyorum kaç para olduğunu ama senelik veriliyor, benimkinin geçerliliği dolmak üzere, ordan aklıma geldi bu konu.
Suudi Arabistan’da otobanlarda arada sırada “checkpoint” denen polis kontrol merkezlerinde duraklamak zorunda kalıyorsunuz çoğu zaman polis hiçbir soru sormadan devam et diyor, ama bazen, özellikle de ceza yazacağı zaman
ehliyet istiyor. Veriyorsununuz uluslararası ehliyeti, tabi başta pek anlamıyor, açıklamaya çalışıyorsunuz, ehliyet-i cihan diye abartılı ifadelerle
Sonra ehliyetin arapça olan sayfasını açıp okutuyorsunuz, burada size tavsiyem “Türki?(Türk müsün?)” dediğinde “Ayva, Türki, Türki” falan diyip gülümsemeniz, bir de “Mafi kelam Arabik(Arapça bilmiyorum)” desenizde mümkün olduğunca İngilizce ifadenizin içine Arapça kelimeler ekleyin, bu cümledeki mümkün kelimesi de Arapça, Türkçe’de çok fazla Arapça kelime var. Ne kadar kullanırsanız Araplara o kadar sempatik geliyor, “Mafi sürrat, mafi ceza, wallaha günah”falan sallayın bişeyler, iyi oluyor, test edildi, onaylandı
Zaten polis de çok anlamadığı bu belge ile pek uğraşmak istemiyor, ne kadar sempatiksen o kadar çabuk gidersin…
TDK(Türk Dil Kurumu) sitesinde Türkçeye Arapçadan girmiş kelimeleri inceleyebilirsiniz…
2 Ağu
Benim gibi bir Türk insanı için oldukça sıkıcı ve stresli geçen Suudi Arabistan maceramın artık sonuna yaklaşmaya başladığımı hissetmek son derece mutluluk verici. Acısıyla acısıyla, sıkıntısıyla, sıkıntısıyla(
) geçirdiğim 5.5 ay sonunda kendime hala bu kadar hakim olabilmem ve akıl sağlığımı koruyabilmem benim için bir övünç kaynağı
Gerçekten de şöyle bir şey vardır; bir yeri hiç sevmezsiniz, o yer de size hiç iyi davranmaz, bazı arkadaşlarım İstanbul için böyle konuşuyorlardı, ben de burası için. Belki de buraya gelen bir başkası burada benim kadar yıpranmazdı, ne yaptıysam işim ters gitti burda, ya süründüm ya topalladım, hiç ayağa kalkamadım. Çok hoşuma gitti şöyle veda yazısı gibi başlayınca
Umarım bu bir veda olur artık benim için, bir daha Arabistan yarımadasına gelmek bu aralar en büyük kabusum, fakat şunları belirtmeden edemeyeceğim; Her insan farklıdır, bana bir gün bile zulum gelirken 10 senedir burda mutlu yaşayan Türkler de var, daha da kalırız diyorlar, iş arkadaşlarım var burada 1.5 senedir çalışan ve asla benim kadar sıkıntıları yok, daha da kalırım diyeni var. Yani eğer Suudi Arabistan hakkında bilgi arıyorsanız ve benim siteme bakıyorsanız, sadece benim düşüncelerimi görüyorsunuz, başka burada yaşayan insanların blogları varsa (Ben görmedim) onları da okuyun, görüş alın. Kısacası benim yaşam tarzımla Arapların yaşam tarzı birbirinin tam tersi olduğu için burada yapamıyorum, hep bir moral çöküntüsü içinde olduğum için de işlerim ters gidiyor, sizin için işler süper gidebilir.
Herkesin keyif aldığı gibi yaşama hakkı vardır, Araplar böyle yaşamayı seviyorlarsa böyle yaşarlar, ben de tam tersi yaşamayı seviyorsam, istediğim yönde yaşarım. Hiçkimsenin hayat felsefesi gibi işlere karışmaya hakkı yoktur, sevmese bile saygılı davranmak zorundadır. Özellikle de bir konu var ki çok önemli, neye inanırsanız inanın (ateşe, kendi uydurduğunuz tanrılara, puta vs.) hiçbir canlıya zarar verilmiyorsa bu inanca kimsenin bir laf etmeye hakkı yoktur, sen müslümansın diye seni kimse eleştirmiyorsa, o ateşe tapıyor ve tekrar söylüyorum hiçbir canlıya zarar vermiyorsa senin de onu eleştirmeye hakkın yoktur. Herkesin istediği gibi yaşama, istediğine inanma özgürlüğü vardır.
Neden üstteki paragrafı yazdım? Çünkü benim Suudi Arabistan’da en hoşlanmadığım şeylerden bir tanesiydi bu, insanlar doğar doğmaz Şeriat yasalarıyla yaşamak zorunda kalması, sevsin veya sevmesin. Ortalık bir yerde saçları açık dolaşırsa kırbaçlanacağını bilen, yetmezmiş gibi alınıp satılan kadın, içerse hapiste çürüyeceğini bilen canı içki içmek isteyen bir erkek, görüşmeleri halinde gene kırbaçlanacaklarını bilen, birbirini seven kadın ve erkek gibi örnekleri görünce özgürlüğün değerini herkes daha iyi anlar diye düşünüyorum, kimseye inanç dayatması yapılmamalı. Bir insanın özgürlüğünü almak ona zarar vermek değil midir?
Artık Mars’tan su örneği topladığımız bir çağda yaşarken hala inanç özgürlüğü gibi bir konunun dünya üzerinde varlığını sürdürmesi, dinsel kutuplaşmalar, eylemler, insanların baskıları gibi konuların çözülememesi çok komik geliyor bana. Tek yapmamız gereken birbirimize saygılı olmamız, en azından saygılı gibi davranmamız. Böylece dünya çok daha yaşanabilir bir hale gelecektir.
Dünyayı da kurtardıktan sonra
son özet sözlerimi söyleyeyim; Ben sevmedim, yapamadım, ama ne kadar sevmesemde çizgimi korumaya çalıştım bu benim meselem, ben diyeceğimi dedim, sevecek, yapabilecek varsa buyursun gelsin, zorlanmadan yapacağına eminim. Benim yazdığım “trafik kötü, elektrik böyle, su şöyle, banka böyle” gibi yazılarım dışındaki yazılar tamamen yoruma açıktır, ve doğru bilgi olarak kabul edilmesini istemem, sadece benim görüşümdür…
22 Tem
Yakın zamanda gazetelerde okumuşsunuzdur Araplara bir kaç tane Türk dizisi sattığımızı, daha da talep geldiğini, tabi burda bahsettiğim Araplar şeriatla yönetilmeyen Araplar, daha önce de söylediğim gibi Suudi Arap televizyonları sadece dinle ilgili yayın yapıyor.
Geçenlerde bakkalda aşağıdaki dergiyi gördüm, kapakta hangi dizi veya oyuncular bilmiyorum ama daha önce görmüştüm bu diziyi bir Arap kanalında dedim, Türk bunlar, çekeyim fotoğrafını
Bu dizi dergiye kapak olduğuna göre ve burada hakkaten bizim moviemax ayarında orjinal dublaj yayın yapan iyi bir kanal var, onda yayınlandığına göre Arap ülkelerinde oldukça populer bir dizi olmalı.
Nasıl biz zamanında hepsi birbirinin aynısı, yaratıcılıktan çok uzak Brezilya dizilerine para ödüyorduk, şimdi Araplar hepsi birbirinin aynısı, yaratıcılıktan çok uzak Türk dizilerini izliyorlar, ileride de onlar kendi hepsi birbirinin aynısı, yaratıcılıktan çok uzak dizilerini yapıp başka ülkelere satarlar
Tebrik ederim bu dizileri satma başarısı gösterip bir ticaret kapısı daha açan kurumları, Türkiye’nin küçük büyük demeden ne olursa olsun dışarıya bir şeyler satması beni mutlu ediyor, özellikle böyle görsel ve populer şeyler iyi bir tanıtım oluyor diye düşünüyorum.
Diziyi gördüm bu arada bahsettiğim kanalda, Arapça dublajla Türkleri izlemek değişik bir tecrübe oldu
22 Tem
Gıda sektöründe şimdiye kadar gördüğüm kadarıyla(Rakamlar olarak değil gözlem olarak), Türk ürünleri de Suudi Arabistan’daki elmadan büyükçe bir pay alıyor. Bu payın da büyük bölümünü Ülker grubu almış, her bakkalda, markette, süpermarkette Ülker ürünleri görmek mümkün;
Üstteki fotoğraf Khobar kentinde hiç olmadık bir ara sokakta ufak bir bakkalda çekildi, bakkal resmen Ülker reyonu yapmış, Arap ürünü bu tarz atıştırmalık ürünler de var ama Arapların damak tadının bana uymaması konusu orada da devam ediyor, çikolataları bile bi tatsız adamların, nasıl yapıyorlarsa, ya da ben Arapların herşeyine o kadar önyargılıyım ki
Sabit fikirli olmamakla birlikte, burda ne yediğimden(muz), ne içtiğimden hiç bir tat alamaz duruma geldim, Suudi Arabistan’a bu gelişimde vaktimizin büyük bir çoğunluğu Khureys denen çölün ortasında, en yakın şehir olan Riyad’a 200 km uzakta bir yerde geçiyor ve orada kalıyoruz malesef, bir yemekhanesi var kapısına yaklaşınca ağır yağ kokusu ve her yerde bulunan o tanımlayamadığım kötü kokunun birleşiminden kapıyı açmaya cesaret edilemeyecek cinsten. Bir kaç defa açlıktan girdim, girdiğime pişman oldum, yiyemedim hiçbirşey, haftaiçi sadece muz yiyorum maymun olacam yakında
Kalacak yer problem, internet problem, açlık problem, iş problem kısacası bu seferki Arabistan seferim geçen seferki ile kıyas kabul etmeyecek bir şekilde yıprattı beni, vurdum kendimi alkolsüz biralara
Türkiye’ye döneyim hepsinin acısı çıkacak…
Bu Efes alkolsüz birasını geçen gelişimde fotoğraf denemeleri yaparken çekmiştim, o da var burada ne anlayacaksa Araplar biranın tadından, ya da bilmediğim bir alkol alma özentisi mi var acaba?
Konuyu gene saptırıp dertlerimi anlatsamda, göstermek istediğim Suudi Arabistan ile Türkiye arasında bir gıda ticareti mevcut, umalım bu ticaret hep bu şekilde gerçekleşsin, biz sadece satalım, Suudi Arabistan’dan hiçbirşey almaya gerek yok
NOT: Bu gidişle benim blog dertliler çeşmesine dönecek, asıl amacımdan sapmaya başladım tutamıyorum kendimi, en iyisi bir süre depresyondan çıkana kadar(buradaki yaşama koşulları değişmeden veya Türkiye’ye dönmeden nasıl olacaksa) yazmamak heralde, zaten toplamda 5 ay kaldım Suudi Arabistan’da, çok da yazacak bir şey kalmadı, umarım başka bir ülkede yeni bir projede bulunurum da onu yazarım…
11 Tem
Öyle sıkıldımki Suudi Arabistan’dan artık resmen şafak saymaya başladım
Arap’lar da benim gibi sıkıldıkları için ve eğlence sayılabilecek herşey yasak olduğu için “Hadi gezemeyeceğimiz kadar alışveriş merkezi yapalım her sokağa, her caddeye, sonra da hepsine gitmeye uğraşıp vademiz dolana kadar zaman geçirelim, öldükten sonra nasıl olsa cennete gideriz, orda eğleniriz” diye düşünmüşler sanırım ve başlamışlar inşaatlara
Nasıl bu kadar sıkıcı olabiliyorlar anlayamıyorum, sadece oturuyorlar, ruhlarına işlemiş ağırlık, her hareketleri ağır çekim, onlar hareket edene kadar ben Türkiye’ye gider dönerim, sadece yiyorlar, konuşmuyorlar, gülmüyorlar, daha gülen bir Arap görmedim!!!
Yukarıdaki resim Suudi Arabistan da yaşamın en iyi anlatımı
Anlamayanlar bir de alttaki resme baksın, iyice idrak etsin içi boş dev alışveriş sepetini;
Tabi bu Alışveriş merkezlerinin inşaatlarında veya başka ağır işlerde kendileri de çalışmıyor, insan gibi davranılmayan Hindistanlılar, Pakistanlılar, Filipinliler, Mısırlılar falan çalışıyor, daha 40 yıllık petrol rezervleri varmış ama gün olur devran döner, bitince ne yapacaklar çok merak ediyorum, belki o zaman başlarlar biraz hareket etmeye, çalışmaya
Yukarıda saydığım milletlerden o kadar çok insan varki neredeyse Suudi Arabistan nüfusunun yarısı yabancı ülkelerden, ben zaten pek Arap görmüyorum piyasada, heryerde onlar, onlar da olmasa burada taş üstüne taş konmaz heralde.
Bu yazıdan da anlayacağınız gibi tak etti artık, ruhum sıkıldı, tatile ihtiyacım var
umarım şu an üzerinde uğraştığım proje bir an evvel biter, bir daha gelmek zorunda kalmam vizem bitince. Ama pek de mümkün görünmüyor, burda herşey çok yavaş ilerliyor, ben hızlandırıp bitirmek istiyorum, onlar kendi tarafını yapmıyor yavaşlatıyor, sanki ben onlara para ödüyorum günlük, onlarda yavaştan alıp daha çok kazanmak istiyorlar, neden herşey bu kadar yavaş olmak zorunda? Acele işe şeytan karıştığı için mi acaba
11 Tem
Suudi Arabistan diyince kum fırtınalarından bahsetmemek olmaz. Yaklaşık üç hafta önce 1 hafta kadar süren bir kum fırtınası oldu Khobar civarında. Oldukça büyük bir olay Arabistan’da kum fırtınaları, güneş aydınlatmıyor, araba kullanmak zorlaşıyor, dışarı çıkılmıyor. Khobar şehrinden bir resim koyarak başlayayım;
Gördüğünüz gibi güneşin aydınlatıcı etkisi oldukça azalıyor, uzun süre geçmeyen sis gibi bir şey, güzel tarafı hava sıcaklığı azalıyor ve kafanıza güneş geçmiyor
Fakat nefes almak çok zorlaşıyor, rüzgar çıkarsa ağzınız yüzünüz kum doluyor…
Yolda ise durum daha kötü, çok güzel yakalayamadık ama idare eder bu foto;
Bazı bölgelerde “sis bölgesi” diye tabelalar var, kum fırtınası olduğu zaman 20 metre ilerisi gözükmüyor, otoyolda daha yavaş ve dikkatli olmak gerekiyor, rüzgar da bazen şiddetli vurup arabanızı savurabiliyor, yolun kenarlarında kum birikintileri oluşuyor, dozerler sürekli onları temizliyor, yolda sürekli kumlar savruluyor.
İnsanlar genelde şu hastanelerde kullanılan ağız-burun bölgesini kapatan maskelerden kullanıyorlar, gerçektende faydalı bence, edinmekte fayda var.
Ben de merak ediyorum sizin gibi, ne zaman Suudi Arabistan hakkında şu faydalıdır, şu çok güzeldir, bu hayatı kolaylaştıran bir detaydır, bunu görmemek olmaz gibi bir yazı yazacağım diye
Bana göre gelip görmek için hiç bir sebep yok eğer işiniz yoksa, zaman kaybı. Umarım buradan sonra içinde az da olsa güzellik, eğlence, yaşanabilirlik, olan bir yere giderim, bu genç yaşımda sıkıl sıkıl depresyona gireceğim burda
Sanırım Arabistan hakkında tek güzel şey, burda kalıcı olmadığımı, yakın zamanda döneceğimi bilmek…
Son Yorumlar